Semra KARDEŞOĞLU
Gezi davasından dört buçuk yıldır hapishanede olan Çiğdem Mater’in ilk kitabı duvarların ardından sokaklara umut yayıyor. Mater, haklı olmanın verdiği gücün her şeye yeteceğini bir kez daha kanıtlıyor.
İstiklal ’deki birkaç kitapçıya girip “Çiğdem Mater’in kitabı geldi mi” diyorum. Görevli bilgisayardan bakıyor. Gelmiş, ama bitmiş diyor. “Bu kadar çabuk mu?” diyorum. “Yeni kitap çıktığında çok az gelir, sonra talebe göre sipariş edilir” yanıtını veriyor.
Son olarak Tünel girişindeki İstanbul Kitapçısı’na gidiyorum. Görevliye “Çiğdem Mater” dediğim anda “Tabi var” diyor. Alıp çıkıyorum hemen. O günden bu yana kitap çantamda. Trende, otobüste, vapurda, sakin bir parkta okuyorum, tamamladım. Ama çantamdan çıkaramıyorum bir türlü. Çantamda olursa sanki Çiğdem de gittiğim her yerde olacak gibi hissediyorum. Kendisiyle hiç tanışmıyordum ama kitabı okuyunca “Artık tanımaya başladım” diyebilirim. Bu nedenle Çiğdem dememde bir mahsur yok sanırım.
Kendisini biliyorsunuz Gezi davasında akıl almaz bir iddianame ve yargılamayla hükümlü. 4.5 yıldır hapishanede. Bu ülkede haksız yere tutuklanıp, hapishanede olduğuna inandığımız gazeteci, sanatçı, yazar, belediye başkanı o kadar çok ki. Çiğdem ve diğer Gezi hükümlüleri AYM kararlarına rağmen halen hapishanede.
Çiğdem Mater bu 4.5 yılda Bakırköy Kadın Cezaevi’nden dışarıya yazılar gönderdi. Bu yazıların büyük bölümü BirGün, bianet, T24 ve Agos’ta yayımlandı. İşte bu yazılar bir araya getirilmiş üstüne köklerini sürdüğü “Küçük göçmen ailem” yazısı ve yapılan bir röportaj eklenmiş. Ortaya “Tuhaf, Saçma, Neyse… /İçeriden dışarıya bakmak” adlı kitap çıkmış.
Hapishanelere ilişkin bugüne kadar çok sayıda kitap yayımlandı. Bu kitap ise bir kere yakın dönemi aktardığı için farklı. Ama en ayırıcı yanı yaşananların tam kitabın adı gibi, “Tuhaf, Saçma ve Neyse” ile özetlenebilecek bakış açısıyla yazılmış olması. Hakikaten yaşananları okudukça insan bütün saçmalıklara “Evet galiba böyle yaklaşmalı” diyor. Başka türlü yaşananlara dayanmak mümkün değil.
Hemen her dönem binden fazla kadının kaldığı Bakırköy Kadın Cezaevi, kentin merkezinde hem ülke hem de bir dünya laboratuvarı gibi. Mater, bu ortama ilişkin inanılmaz ayrıntılar çıkarmış. Çoğunluğu uyuşturucu suçundan tutuklu yüzlerce kadın, onlarca infaz koruma memuru, anneleriyle kalan çocuklar, ziyaretçiler… Haklarında birçok şey öğreniyoruz.
Örneğin infaz koruma memurlarından çok küçük bir bölümünün kendi alanında eğitim gördüğünü diğerleri arasında öğretmenden paramedik uzmanına, diş teknisyeninden spor eğitmenine farklı bölümden mezun gençler var. KPSS’ye girip 90 alıp sözlü de elenmişler. Kitaptan öğreniyoruz. Hapishaneyi şu sözlerle aktarıyor bir bölümde: “… Hapishane neşeli bir yer, kahkahalı, gürültülü, umutlu bir yer. Öyle ağlak, umutsuz, çaresiz bir yer değil. Hele ki haklı olduğunuzdan eminseniz, çaresiz bir yer değil“
Gerçekten kitabın tamamında umut ve inanç hakim. Yüzümde bir gülümsemeyle, Bakırköy’ün koğuşlarında havalandırmasında gezermiş gibi okudum.
Hapishanelerin insanı ne kadar yaratıcı kıldığını da gördüm. Kettle’ın nasıl tost makinesi, pet şişelerden nasıl çam ağacı yapılabildiğini, hangi renk kıyafetlerin hapishaneye girmesinin yasak olduğunu öğrendim.
‘DEVLET MAVİSİ’ NE RENK?
Renk demişken bir de ‘Devlet mavisi’ rengini öğrendim kitaptan. Okur okumaz anladım hangi mavi olduğunu. Yapay zekaya sordum, ‘Turkuvaz’ rengini gösterdi. O değil hapishane, hastanede, askeriyedeki nevresim takımlarında kullanılan mavi. Tüm nevresimler bu renkte.
Umut dolu kitapta bir yerde nefesimi tuttum. Avluda duvar arasına ekilen karpuz çekirdeğinin yeşerdiğini, ama bir sabah kökünden sökülüp götürüldüğünü anlatıyor Mater. Hakikaten “Kötülüğün yüzü”yle karşılaşıyorsunuz. Ama o bölümü bile “Deliğe taze nane tıkıştırdım bakalım, nasip, kısmet” diye bitiriyor. Karpuzcuğun da nanenin de her şeye rağmen yeşereceğine sonsuz inanan tarafta olmak iyidir her zaman.
***
DRAMA’DAN SÖKE’YE MÜBADELE
Kitapta en dikkat çekici bölümlerinde biri “Mübadele’nin 100. Yılında küçük göçmen ailemin hikayesi” nde Mater Drama’dan gelen büyük dedesinin izini sürüyor. Bir çırpıda söylenen “Mübadele” kelimesinin ne kadar ağır bir konu olduğunu hissediyorsunuz. “Anneanne Emine” ile birlikte yollara düşüyor küçük elleriyle taşıdığı çantanın ağırlığı altında eziliyorsunuz.
(Birgün, 02.11.2026)


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN