Necdet NEYDİM
necdet.neydim@gmail.com
Çocuklara ölümü anlatmak zordur; belki oyun sanabilirler. Ama onlar ölümü anlamak için size binlerce soru soracaktır. Onlara karşı dürüst olun, çünkü gerçeği öğrendiklerinde size olan inançları eksilir. Bir çocuk, annesinden ölümün ne olduğunu öğrendiğinde (doğum, ölüm gerçeğiyle birlikte başlar) “Madem öleceğim niye beni doğurdun” diye sorar.
4 yaşlarında bir kız çocuğunun anneannesiyle konuşması: “Anneanne, sen bir gün ölecek misin,” “Evet yavrucuğum öleceğim.” “Peki seni gömecekler mi.” “Evet gömecekler.” “Peki çok mu derine gömecekler” “Evet, çok derine gömecekler.” “Sen oradan bir daha dışarı çıkamayacak mısın?” “Hayır yavrucuğum çıkamayacağım.” “Oh be!” der küçük kız, “O zaman senin dikiş makinanle oynayabilirim.”
Ölüm, soğuk bir kavramdır; bu nedenle, ölümü anlatmak dinleyicide, okurda tedirgin edici duygular oluşturur. Oysa doğum gerçekleştiği anda, yolculuğa birlikte çıkılan başka bir kavram daha vardır.
Kendisinden bahsetmekten hoşlanmayız, ama o bir gerçektir. Ölüm, insanın sevdiklerini elinden alır. Onlardan yoksun bırakır ve bu yoksunluk, sevginin ve bağlılığın derecesine göre zaman içinde artar ya da eksilir.
Sizlere dede ölümünü anlatan iki kitaptan söz edeceğim. Hüzünlü, ama bir o kadar da sevimli, sevgi dolu, insanın içini hem titreten hem de okşayan iki ayrı kitap.
‘BÜYÜKBABA TAŞINIYOR’1
İhtiyar John’un gerçek adı dan Navratil’dir ve Brin’lidir. Çevresinde herkes ona “İhtiyar John” diye seslenir. John yaşlanmıştır ve kızı ona birlikte yaşamayı teklif eder. Aslında bu hiç de kolay bir şey değildir.
John bu zamandan sonra kendini değiştirmeye, huylarından, alışkanlıklarından vazgeçmeye niyetli değildir. Bunun kabul edilmesi koşuluyla taşınmayı kabul eder. Kapısı bahçeye açılan bağımsız bir odaya yerleşir.
Çocuklar İhtiyar John’u keşfetmek ve onunla iletişim kurmak için çaba sarf ederler. Özellikle Jakop. Ablası Laura ergenlik dönemini yaşadığı için mesafeli durur.
Süreç içinde ailede ve yaşadıkları köyde çok sevilen bir kişi haline gelir. Özellikle özgürlükçü yapısı hem kendisinin hem de çevresindekilerin kimliklerine saygılı davranması, ona duyulan sevgiyi ve saygıyı artırır.
İhtiyar John’un kimliğini belirleyen en önemli konulardan biri Hitler döneminde, yönetime karşı tavır aldığı için hapse atılmasıdır ve ancak Rusların Almanya’yı işgali sonrasında özgürlüğüne kavuşur. Bu büyükbaba, macera dolu bir insandır.
Çocuklar yaşadıklarını, tanıklıklarını heyecan verici bulurlar çünkü İhtiyar John onlarla birlikte olduğundan beri her gün ilginç şeyler olur, bazen bunlar oldukça çılgınca şeyler olabilmektedir. Bunların içinde İhtiyar John’un âşık olması bile vardır. Ama bu sayede aileye yeni bir dost katılmıştır.
Bir gün İhtiyar John ayağa kalkamayacak kadar güçsüz düşer. Ve bu bir veda başlangıcıdır. Artık herkesin buna hazır olması gerekir. Son akşam herkes teker teker büyükbaba ile vedalaşır.
En çok etkilenen Jakop’tur. Bahçede dururken hep dedesinin penceresinden bakar. Ama bir şeyin farkına vardığında çok şaşırır. Büyükbabasının odasında asılı duran tablodaki Einstein tıpkı büyükbabası gibi ona dil çıkarmaktadır.
‘AĞLAMAK GÜZELDİR’2
Michael, annesi, babası, ablası ve dedesiyle mutlu bir yaşam sürmektedir. Dedesi ile arasında çok özel bir bağ vardır. Çoğu torun gibi büyükbabasına hayrandır ve onu çok sever.
Ama bir gün, dedesinin eskisi kadar güçlü olmadığını fark eder. Dedesi çok çabuk yorulmakta ve çok fazla uyumaktadır. Büyükbabasının kanser olduğunu ve çok fazla ömrünün kalmadığını öğrenir.
Michael’in duyduğu korku, üzüntü, onun için duyduğu kaygılar çok önemlidir. Bir çocuğun kendi iç dünyasında sevdiği birini kaybedecek olması, onsuz bir yaşamı tasarlayamaması, o boşluğun dolamayacak olması nedeniyle yaşadığı travmaları tanımlamak oldukça zordur.
Görmezden mi gelmeli yoksa onu anlamaya mı çalışmalı? Dedesinin kanser olduğunu öğrendiğinde bir şey dikkatini çeker Michi’nin: Yetişkinler bu hastalık hakkında konuşmaktan çekinmektedir hatta yalan söylemektedirler. İşte bu durumda şöyle bir soru akla gelir: İyi, ama niçin?
Tüm bunları dedesiyle paylaştığında Michi için yeni bir yolculuk başlar. Dedesiyle birlikte ölümü anlamaya çalışacak ve dedesi bunun duygu sömürüsüne dönüşmemesi için çaba gösterecektir.
Michi, bu yolculukta ölümün doğallığını yakalar. Dahası bu süreçte ölümün bir yok oluş olmadığını kavrar. Metin, dedesini çok seven bir çocuğun hayata ve ölüme dair öğrendiği çok önemli bir bilgiyi olabildiğince yalın ve sömürmeden anlatıyor: İnsan ne zaman ki hatıralardan silinir, işte o zaman sahiden ölür!
Metnin son cümlesi bunu net ortaya koyuyor: “Ve ben dedemi asla, ama asla unutmamaya karar veriyorum. Ben de tıpkı onun gibi sevecen bir dede olmak istiyorum.”
Sybil Grâfin Schönfeld, Zeit gazetesindeki yazısında şöyle der: “Fevkalade sakin, huzur verici, estetik açıdan güzel, ama hepsinden önemlisi bir yetişkin-çocuk sevgisi ilişkisinde ölümü böylesine yüreklice ve zerre sömürmeden işlemesi açısından ulaşılmaz, zirve bir eserdir.”
SONUÇ
Her iki yazar, ölümü anlatırken duygu sömürüsü yapmaz. Öylesine doğal bir akışla anlatılır ki okur, gözyaşlarını tutamasa da vedaya yapılan tanıklığın hüznünü yansıtır, bu gözyaşları.
Haertling, metnini üçüncü şahıs olarak anlatırken okura o pencereden bakmanın ve dışardan tanıklık yapmanın heyecanını yaşatır. Metnin zaman dengesine baktığınızda anlatımın görselleşebildiğini fark edersiniz.
Donnelly ise ben anlatımla oluşturur metnini. Okuru yanına alır ve tüm süreci birlikte yaşatır. Anlatım sizin anlatıcı ile özdeşleşmenizi sağlar ve tüm duyguları (korku, kaygı sevgi, kaybetme) birlikte duyumsar ve birlikte bir katarsis (arınma) yaşarsınız.
Sanırım bu metinlerde anlatılan ölümün güzel yanı ona hazırlanmak, sevgilerini paylaşmak ve sıcaklıkla veda edebilmektir. Anadolu’da çok güzel bir söz vardır: “Ölümün güzeli sıralı olanıdır.” Dileyelim ki böyle vedalaşalım. Ne bir yangın ne bir deprem ne bir trafik kazası ne de bir cinayet bizi sevdiklerimizden ayırmasın.
1- Büyükbaba Taşınıyor, Peter Haertling, Çeviren: Necdet Neydim, Günışığı Kitaplığı, 141 s.
2- Ağlamak Güzeldir, Elfie Donnelly, Çeviren: Lara Pohlig, Çizmeli Kedi Yayınlan, 128 s.
(Cumhuriyet Kitap, 13.03.2025)
Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN