Post image
Troya Savaşı’nı bir de kadınlardan dinleyin!

Akhilleus’un kölesi güzel Briseis, savaş meydanlarında acımasızca birbirini öldüren erkeklerin sırlarını açıklıyor ‘Kızların Suskunluğu’nda. Erkekler ölümün peşinde koşarken kadınlar yaşamı kutsuyor… Troya Savaşı’nı bir kadın kahramanın gözünden anlatan roman, yüzyıllardır sorulan sorulara, tekrarlayan olaylara farklı bir bakış açısı getiriyor.

‘Kızların Suskunluğu’nu anlatmadan önce Pat Barker imzalı romanın Guardian’a göre 21’inci yüzyılın en iyi 100 kitabından biri olduğunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Bu övgü boş değil. Troya Savaşı’nı bir kadın kahramanın, Briseis’in gözünden anlatan kitap yüzyıllardır sorulan sorulara, tekrarlayan olaylara farklı bir bakış açısı getiriyor. Neden kadınların kurban olduğunu bir kez daha açıklıyor. Briseis, Agamemnon’un komutasından Akhilleus liderliğinde Troya kapılarına dayanmaya giden Aka ordusunun yolda yakıp yıktığı şehirlerinden birinin kralının eşi. Ganimet olarak, kimilerine göre büyük savaşçı kimilerine göre kasap olan Akhilleus’a veriliyor. Kitapta Akhilleus’un o iki yüzü de tüm vuruculuğuyla anlatılıyor. Bir kez daha ve bu kez çok farklı bir Akhilleus’la tanışıyor okuyucu. Akhilleus onu çenesinden tutup kafasını yana yatırıp işine yarayıp yaramayacağına bakıyor ve ganimet olarak kabul ediyor. Kardeşlerini, eşini öldüren adamın yatağına hazırlanıyor Briseis. Onun tüm emirlerine itaat etmeye… Şanslıysa adam ona âşık olur ve belki evlenir diye cesaretlendirmeye çalışıyor çevresindekiler. Çünkü sorgulamak bir kadın için çok uzak bir kavram.

Ama Briseis sorguluyor. Briseis gözlemliyor. Akhilleus’u, onun yerine geçip Hector tarafından öldürülen can arkadaşı Patroklos’u, Troyalıları yok etmek isteyen tüm orduyu izliyor. Savaş meydanlarında çığlıklar atıp karşısındakileri acımasızca doğrayan savaşçıların kamptaki hallerini anlatıyor sonra uzun uzun. Elbette en çok da Akhilleus’u.

İLYADA DESTANI’NI TEKRAR DÜŞÜNMEK…

Annesi tarafından terk edilen Akhilleus, tuzlu sularda buluşuyor onunla. Tanrıça annesi dalgalarla gelip dertleşiyor oğluyla. Hep öfkeli Akhilleus. Herkese karşı öfkeli. Ama en çok kendine. Briseis erkekler dünyasını anlatıyor, hepsi susarak kaderlerine razı olan kadınların gözünden. Onların sırlarını açıklıyor. Uykularında nasıl da korktuklarını. Az önce seviştiği kadının nefesini düşmanın nefesi sanıp ölmemek için saldırdığını anlatıyor. Kendine ganimet olarak gelen kadının gönlünü kazanmak için acımasız savaşçının nasıl kediye döndüğünü anlatıyor. Hiç göstermediği sevgiyi yatağındaki kadının memelerinde arayan erkeğin çaresizliğini anlatıyor. Aslında nasıl da korktuklarını anlatıyor.

Erkeklik kuralları diye buldukları, arkasına sığındıkları bahanelerle kendi kendilerine kurdukları tuzaklardan bahsediyor. Bu tuzaklara bile isteye düşerek kendi hayatlarını mahvettiklerini söylüyor. Erkekler canlarıyla ödüyorlar peşinde koştukları intikam duygularının bedelini. Ama kadınlar…

Doğaları gereği hayata can katan kadınlar o kadar kolay vazgeçemiyor canlarından. Bırakamıyorlar artlarından kendilerine ihtiyacı olanları. Hayata nefes kattıkları için umutla yaşamı kutsuyorlar, ölümü değil. Belki de en büyük fark bu işte. Erkekler ölümle efsane olmanın peşinde koşarken kadınlar yaşamın devam etmesi için affetmeseler de unutmaya çalışıyorlar başlarına gelenleri. Yaşadıkları tüm acılara rağmen yaşama direniyor kadınlar. Erkeklerin yarattığı, daha doğrusu yıktığı dünyanın altında hep onlar kalıyor hiç suçları olmamasına rağmen.

Kitabın adı ‘Kızların Suskunluğu’ ama aslında hiç susmuyor kadınlar. Barker’ın kitabını okuduktan sonra Homeros’un dev destanı ‘İlyada’yı bir kez daha canlandırıyorsunuz gözünüzde. Acaba diyorsunuz, erkekler, uğruna savaştıkları kadınlara söz hakkı verselerdi ve Troya’daki o kanlı savaş farklı bitseydi, nasıl bir yer olurdu dünya?

 

 

KIZLARIN SUSKUNLUĞU Troya Savaşı’nı bir de kadınlardan dinleyin
Pat Barker
Çeviren: Seda Çıngay Mellor
İthaki Yayınları, 2020
320 sayfa, 30 TL.

(Hürriyet Kitap Sanat, 09.07.2020)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN