Post image
“Şiddet öğrenilen bir eylemdir”

Fatoş UĞURLUEL

Aile içinde özellikle kadına uygulanan şiddetin gittikçe arttığına dikkat çeken Eğitim Danışmanı ve NLP Uzmanı Rukiye Orhan “Son dönemde kadın ve çocukların şiddete karşı korunması adına hukuki pek çok düzenlemeler yeniden ele alınıyor. Ancak bu yeterli değil. Önemli olan toplumsal cinsiyet tutumunu değiştirmek” dedi.

Eğitim Danışmanı ve NLP Uzmanı Rukiye Orhan, ülkemizde gittikçe artan aile içi şiddeti özellikle kadına şiddet olaylarını değerlendirdi. Orhan, “Olaya şiddeti uygulayan erkek penceresinden bakarsak, erkeklerin bir ortak özelliği de şiddet görerek, gözlemleyerek büyümüş olmalarıdır. Çünkü şiddet öğrenilen bir eylemdir” dedi.

Fatoş Uğurluel: Şiddeti tanımlamak istersek şiddet nedir?

Rukiye Orhan: Geniş anlamda şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır. Şiddet, özel veya kamusal alanda (evde, aile bireyleri arasında, sokakta, iş yerinde) meydana gelebilir.

F.U: Kadına şiddet konusu ilk ne zaman gündeme gelmiştir?

R.O: Kadına uygulanan şiddet konusunun gündeme daha çok gelmesindeki etken olay 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel’in cesetleri bir uçurumun dibinde bulunur. Mirabel kardeşlerin, tecavüz edilerek vahşice öldürüldüğü ortaya çıktı ve onlar diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü oldu. Bütün dünyada yankı bulan bu gelişmeler karşısında Birleşmiş Milletler 17 Aralık 1999’da, 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesine karar verildi.

Toplumda “erkektir, ne yapsa yeridir” gibi yanlış bir söz dilimize dolanmış durumda. Tabii ki kadınla erkeğin yaratılış farklılıkları var fakat bunu baz alarak şiddeti mazur görmek çok yanlış. Kadınlar şiddeti içselleştirmeden, gördüğü şiddete boyun eğmeyerek kendilerini eğitim-kültür ,maddi manevi alanlarda kendisini donatacak alanlar yaratarak, şiddetin karşısında durarak, erkeğin bu nedenle şiddet göstermesine son verebiliriz, hatta erkeğin ‘ben ne yapıyorum’ demesine bile ortam yaratabilir. Öncelikle kadının kurban rolüne kendisini büründürmesi en büyük yanlış. Elbette kadının çocukluktan itibaren içinde bulunduğu ortam, sahip olduğu imkanlar, kadın ve erkek olarak gördüğü rol modeller etken oluyor.

Eğer anne sürekli susan, kendisini ve duygularını ifade edemeyen bir model ise kız çocuğu da öyle kadın modeline bürünür veya tam tersi tepki ile isyankar kadın modeline bürünebilir.

F.U: Erkekler neden şiddet uygulamaya eğilimliler?

R.O: Olaya şiddeti uygulayan erkek penceresinden bakarsak, erkeklerin bir ortak özelliği de şiddet görerek, gözlemleyerek büyümüş olmalarıdır .Çünkü şiddet öğrenilen bir eylemdir!!! Erkeğin şiddete başvurmasının kendisiyle ilgili olan kısmı; gevşeme ve öfke kontrolünün yollarını bilememesi, problem çözme becerileri geliştirememesi, krizi yönetememesi, dürtülerini kontrol edememesi ve psikolojik hastalıklardır. Erkeklerin hem kadınları kontrol altına almak açısından hem de mevcut durumu korumak açısından namus adı altında da kadınlara şiddet uygulandığını gözlemliyoruz.

Erkeğin şiddet uygulamasındaki dış etkenlerden birisi de gelin-kayınvalide çekişmeleri.

Kayınvalide olarak kadın, gelin üzerinde otorite kurmak istediğinde bunu da erkek evladı üzerinden gerçekleştirir. Normal şartlar altında kadın- erkek arasında problem olmazken, kayınvalide etkisi ve katkısıyla şiddet eylemleri ortaya çıkmaya başlar. Yani kayınvalide, oğlunu paylaşmak istemez. Bu güç otoritesini kendi aile yapısından gördüğü otoriteyi kuşaklararası aktarılan bu kültürel ilişkiyi devam ettirmek ister.

F.U: Kadına şiddet en çok evli çiftlerde görülmesinin sebebi nelerdir?

R.O: Son zamanlarda aile hayatı giderek bozulmakta, şiddet ve boşanmalar artmakta, kadın cinayetlerine her geçen yeni öyküler eklenmekte. Acaba bu artış neden? Bu soruyu uzun uzun tartışmak, çözüm algısındaki önlemlerin ne kadarı doğru, ne kadarı eksik veya ne kadarı yanlış belirlemek gerekli. Kötü durumlar yaşandıktan sonra ah- vah etmek yerine, nasıl önlenebilir sorusuna yoğunlaşılmalı.

Aile içi sorunlar başladığında öncelikle eşler arası bireysel psikolojik destek tedavisi planlanmalı. Çünkü, psikolojik sorunlar yaşayan birisi psikolojik destek olmadan sadece hukuki süreçle muhatap olursa, bu sefer şiddetin cinayetle sonuçlanması muhtemel olabilir. Evden uzaklaştırma cezası alan erkek kendisini toplumdan dışlanmış hissederek buna sebep olarak gördüğü hayat arkadaşından intikam almak için olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Sonuç cinayete kadar varabiliyor.

F.U: Boşanmak şiddetten kurtuluş yolu mudur?

R.O: Kadınlar için şiddetten kurtuluşun boşanma olduğuna inanarak kadının “boşanınca devlet bana bakar, sığınma evine giderim” düşüncesi bir noktada eksik kalıyor. Erkek ayrıldığı kadına yine bir şekilde ulaşıp ona farklı şiddetler uygulayabiliyor veya cinayet işleyebiliyor. Kadın kendisini keşfederek, kendisini tamamlayarak, yaşanan sorunları hem kendi hem de karşı tarafın penceresinden görebilmeyi denemeli. Kadın doğası gereği güçlüdür, beceriklidir.

Maalesef günümüzün yaşam biçimi, gelişen teknoloji de eşler arasındaki sorunları körükleyerek arttırmakta ve her iki tarafın da kendine has yaradılışının farklılıklarını görmelerine engel olmaktadır. Kadın ve erkek birbirini tamamlayandır.

Son dönemde kadın ve çocukların şiddete karşı korunması adına hukuki pek çok düzenlemeler yeniden ele alınıyor. Ancak bu yeterli değil. Önemli olan toplumsal cinsiyet tutumunu değiştirmek. Algı yönetimi ile şiddetten kurtulmanın önemli adımı eğitim. Çocukluktaki aile içi eğitim, yaşam boyunca çeşitli yöntemlerle desteklenmeli.

F.U: Şiddet konusunda eğitimin önemi nedir?

R.O: Kadında ve erkekte aile olma, eş olma bilincini oluşturacak eğitimlere ağırlık verilmeli. Aile içi sorunlarda kriz yönetilebilmesi, ailenin kurtarılabilmesi konusunda küçük ücretsiz ulaşılabilecek merkezler oluşturulabilir. Aile içi iletişim, kişilikler, empati, ana-baba okulu gibi konularda eğitim programlarına ağırlık verilebilir.

Kadın ve erkek elbette yapı olarak farklı. Var olan farklılıklarımızı eşitleyemeyiz. Örneğin kadının ve erkeğin fiziksel, kas yapısı farklı. Kadında doğuştan var olan anaçlık ve duygusallık ile erkeğin duygusallığı farklı.
Kadın erkek eşitliğinde dikkatle önemsenmesi gereken hak ve hukukunun korunması noktasındaki eşitlik olduğunu hatırlamak gerekir.

(Akdeniz’de Yeni Yüzyıl,08.11.2018)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN