Post image
Orlando’daki silahlı saldırı ve Türkiye

5852444-620x471

Geçen günlerde ABD, Orlando’da meydana gelen kanlı saldırı bir anda gözleri IŞİD’e çevirdi. IŞİD, ABD’de hiç görünür hale gelmemişti. Olayın akabinde saldırganın bir örgüt bağı olmaksızın harekete geçtiği anlaşıldı. Peki bu saldırı nasıl okunmalı, sebepler neydi ve Türkiye’de nasıl yankı buldu? Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nda (TEPAV) politik analist olarak görev yapan ve uzun yıllar ABD’de kalmış olan Selim Koru değerlendirdi.

SELİM KORU

Pazar akşamı ABD’nin Orlando kentinde 29 yaşında, görünüşe göre ruh sağlığını yitirmiş bir kişi piyade tüfeği kullanarak eşcinsellerin gittiği bir barda katliam yaptı. Omar Mateen adlı şahıs Afganistan asıllı bir Amerikan vatandaşı. Müslüman ve bara girmeden önce polisi arayıp eylemini IŞİD adına yaptığını söylemiş. Alana ulaşan polis Mateen’i vurup öldürene kadar 49 kişiyi katletti ve daha fazlasını yaraladı.

Bu, ABD’de 11 Eylül’den beri gerçekleşen en büyük terör saldırısı, ancak 15 yıl önce yaşanan saldırıyla arasında önemli farklar var. Anlaşıldığı kadarıyla Mateen ne IŞİD’in radikal Selefi vizyonuna göre yaşıyordu ne de eylemini planlarken IŞİD’den destek almış. Bildiğimiz kadarıyla IŞİD onun için sadece bir ilham kaynağı. Yani bu olay savaş halindeki iki merkezi karar verme mekanizması arasında gerçekleşen stratejik bir mücadelenin ürünü değil. Bu sosyo-kültürel ortamda birçok etkenin karışımıyla meydana gelen bir patlama.

ABD AYNI ŞEYLERİ KONUŞUYOR

Bu tür vakalar ABD’de maalesef sıkça yaşanıyor. Psikolojik sorunları olan insanlar ABD’de kolayca erişilebilen silahlarla donanıyor ilkokullara, sinemalara ve askeri üslere gidip katliam yapabiliyor. Olaylardan sonra Cumhuriyetçiler ve Demokratlar artık kalıplaşmış konuları konuşuyorlar: Silah ruhsat denetimi, istihbarat zaafı ve göç… Bu sefer Donald Trump’ın etkisiyle bu tartışma daha şiddetli bir seviyeye tırmanmış olsa da kalıplar aynı.

FBI’a göre ABD’deki ‘terör’ eylemlerinin sadece yüzde 6’sının failleri Müslüman, ancak bunlar görünürlüğü daha yüksek olan saldırılar arasında oluyor. Fail genelde meşhur olmak istiyor.

Orlando’daki gibi saldırganlar Müslüman olduğunda tartışma İslam’ın Amerikan toplumundaki yerine de dönüyor. Bu saldırıdan sonra Trump, Hillary Clinton’u ‘radikal İslam’ kavramını kullanmamakla, Müslümanlara karşı aşırı hoşgörülü davranmakla suçladı. Kendisi Müslümanların bir müddet ABD’ye alınmamasından yana. Bu, ABD halkının belli bir kesiminde yer bulan bir düşünce. Bush, 11 Eylül saldırısından sonra teröre karşı bir ‘haçlı seferi’ ilan etmiş, birkaç gün sonra bir camide konuşma yaparak sözünü geri almış ve bir grup ‘terörist’e karşı savaşacaklarını söylemişti. Ancak Bush’un sonradan kontrole aldığı o refleks Trump’ın söyleminin merkezinde yer alıyor. Obama buna tepkili. Başkanlar nadiren aday adayları hakkında fikir beyan eder, ama Obama sadece Trump’a cevap vermek amaçlı bir konuşma yaptı ve ‘Bütün Müslümanlarla savaş içindeymiş gibi konuşursak teröristlerin işini kolaylaştırmış oluruz’ dedi.

Buradaki soru şu: ABD’deki Müslümanlar ülke nüfusunun yüzde 1’ini geçmemelerine rağmen neden saldırıların ciddi bir kısmı Müslümanlar tarafından gerçekleştiriliyor? Aslında FBI veritabanlarına göre ABD’deki ‘terör’ eylemlerinin sadece yüzde 6’sının failleri Müslüman ancak bunlar görünürlüğü daha yüksek olan saldırılar arasında oluyor. Fail, genelde meşhur olmak istiyor ve IŞİD gibi örgütlerde sıkça görülen tarzda selfie çekiyor, haberlerde gördüğü ‘cihatçı’ şekline bürünmeye çalışıyor.

1157136_620x410

‘SALDIRGAN BENİM’

Mesela Mateen barda insanları öldürürken durmuş, yerel bir televizyon kanalını aramış. Operatör zaten katliamı takip ediyormuş ve sorular sorarken Mateen sözünü kesmiş “I’m the shooter, it’s me!” yani “Saldırgan benim!” demiş. Saldırıyı IŞİD’e adadığını söylemiş, sonra habere göre karşı tarafın anlamayacağını bildiğine rağmen Arapça konuşmaya başlamış. Bu tür ayrıntılar insanların ilgisini çekiyor ve Müslümanların gerçekleştirdiği saldırılara olan ilgiyi arttırıyor.

Orlando saldırısı Türkiye için önemli mi? Stratejik anlamda IŞİD ve terörle mücadeleyle pek bir bağı olmadığını söyledik. Bence Türkiye açısından önemli olanı şudur: Bizim bu tür saldırılara verdiğimiz tepki, ‘Biz kimiz’ sorusuna cevap arayışımızı yansıtıyor.

Saldırının ertesi günü Twitter’da Diken adlı web sitesinin paylaştığı bir haber dikkatimi çekti. İngiliz Daily Mail gazetesi Türkiye’deki Yeni Akit gazetesinin Orlando olaylarını ‘Sapık eşcinsellerin gittiği barda 50 kişi öldü’ diye vermesini haber yapmış. Tekrarlıyorum: Türkiye’deki solcu bir haber sitesi İngiliz basınının Türkiye’deki aşırı sağcı bir haber sitesinin ABD’deki bir katliam hakkındaki yorumunu haber olarak paylaşmış.

Orlando’da sizi birisi Omar Mateen ile tanıştırsaydı hemen ailesinin nereli olduğunu sorardınız. ‘Afganistan’ cevabını aldığınızda muhtemelen gülümserdiniz, Türkiye’den geldiğinizi söylerdiniz.

2012’deki Sandy Hook şehrindeki katliamda veya 2007’deki Virginia Tech Üniversitesi olaylarında benzer bir trafik görmedik. Halbuki iki saldırı da çarpıcıydı, ikisinde de saldırgan selfieler ve videolar çekmiş, meşhur olmak istemişti. Ancak Türkiye’deki basının fazla ilgisini çekmedi. Orlando olayı farklı, çünkü fail herhangi bir Amerikalı değil. Afganistan asıllı bir Müslüman.

SİZİ ONUNLA TANIŞTIRSALARDI…

Uzun yıllar ABD’de yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim. Orlando’da arkadaş ortamımda sizi birisi Omar Mateen ile tanıştırsaydı muhtemelen hemen ailesinin nereli olduğunu sorardınız. Sonuçta Müslüman ismi taşıyor. ‘Afganistan’ cevabını aldığınızda muhtemelen gülümserdiniz, Türkiye’den geldiğinizi söylerdiniz. Belki birbirinizi bayramlarda arardınız. Dindarsanız belki namaz saatlerinde görüşürdünüz. Sizin de bulunduğunuz bir ortamda başkaları Omar hakkında kötü konuşsaydı rahatsız olurdunuz, belki Omar’ı savunmasanız da onlara katılmazdınız.

Bu bağı kurabilmemiz aslında doğal bir şey. Mesela Muhammed Ali, Müslüman doğmamış ama Müslüman olduktan sonra dünyadaki Müslümanlar onu bağrına basmış. Dünyanın geri kalanından çok daha coşkulu olarak bütün İslam coğrafyası bazen sabah saatlerine kadar televizyon başında onu izlemiş, onun yaptıklarına sahip çıkmış. Muhammed Ali vefat ettiğinde de Alman, Fransız veya Çin devlet başkanları onun cenazesine gitmeyi akıllarına bile getirmezken Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Louisville’deydi. Tayyip Erdoğan’ın Ali’nin vefatına gösterdiği alaka, orada verdiği tepki ‘biz kimiz’ sorusuna cevaptı.

Devletimiz Orlando’daki saldırıyı kınadı, en yüksek düzeyde taziye mesajı iletti, yani bu anlamda üstüne düşeni yaptı. Omar Mateen’in eşcinsellere karşı antipatisi de, etrafındaki insanların ona olan tepkisinin de Türkiye’de bir karşılığı var. Kendisiyle aramıza koyduğumuz mesafe bu anlamda önemli.

(Karar, 20.06.2016)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN