Post image
Hitchcock’un röntgenciliğe adadığı bir başyapıt

 

SİNEMANIN HAZİNELERİ

Atilla DORSAY

aldorsay@yahoo.com

Alfred Hitchcock (1899 – 1980) kuşkusuz sinemanın en büyük ustalarındandır. Asıl ününü ABD’de yapan İngiliz sanatçı örneğin benim “100 Yılın 100 Filmi” seçkimde üç filmiyle yer almıştır: “Notorious/Aşktan da Üstün”, “Vertigo / Ölüm Korkusu” ve “Psycho / Sapık”.

Çok saygın Time Out kılavuzunun 2002’deki 100 film seçimine ise şu beş film girer: “Vertigo”, “Psycho”, “North by Northvvest/ Gizli Teşkilat”, “Rear WindoW / Arka Pencere”, “The Birds / Kuşlar”. Benim kişisel tercihime göre hepsinin zirvesi “Vertigo” olmak üzere…

Bu filmi yazmamın nedeniyse, yakın zamanda Netflix’te gösterilen “The Woman in the WindoW / Penceredeki Kadın” filminin açıkça bir “Arka Pencere” benzeri olmasından…

Filmi ben de gördüm ve çoğu kişi gibi pek bayılmadım; bu yüzden de yazmadım. Ama bu ana kaynağa dönüş de kaçınılmaz gözüktü.

ŞAHİT OLUNAN PLANLI CİNAYET

Film, kameranın bir pencereye yaklaşmasıyla açılıyor ve oradan da tam karşısındaki alçak (iki katlı) eski tarz bir yapı gözüküyor. Çevresindeki daha büyük yapıların yanında biraz ezilmiş duran… Odaysa kırdığı ayağı alçıda olan sempatik bir adamın mekânıdır: Seyyah, gazeteci ve fotoğrafçı L. B. Jeffries üç aydır orada yatmaktadır. Hiç ayağa kalkamadan, zor hareket ederek… Bu durum onu zoraki bir röntgenciliğe sevk etmiştir; çeşitli dürbünleriyle, devasa objektifli fotoğraf makınalarıyla… Böylece sürekli âlem yapılan bir kattan yeni evli bir çiftin mahremiyetine, teşhirci sarışın dilber Miss Torso’dan yalnızlıktan bunalmış zavallı Mıss Lonelyheart (Bayan Yalnızkalp) adını taktıkları mahzun bir kadına…

 

 

Ama giderek onun, yaşlı ve ‘tatlı cadı’ yardımcısı Stella’nın ve uzatmalı aşkı Lisa Fremont’un dikkatleri tam karşıdaki alçak eve yönelecektir. Çünkü orada garip şeyler olmakta ve sanki şeytani bir cinayet ilmek ilmek örülmektedir. Iriyarı satıcı Lars ThorWald’la karısının arasında olup bitenler sıradan bir karı-koca kavgasını aşmış, planlı bir cinayetin sınırlarında gezinmektedir.

Cornell Woolrich’in bir kısa hikâyesinden yola çıkan film, aslında tipik bir kara film entrikası. Hitch Usta için çok da özgün sayılmayacak… Ama film ayrıntılı ve zevkli biçimde geveze bir senaryonun üzerine öylesine usta işi bir görsellikle anlatılmıştır ki… Öncelikle kamera o dar mekânı şapka çıkartacak bir başarıyla kavrar ve tüm köşelerini bizim için bir gizem tülüyle sarar. Ve sanki bizler de kımıldayamadığımız (sinema) koltuklarımızdan gerilime katılırız.

ÜÇ DALDA OSCAR ADAYI

Ayrıca dış çekimler de usta işidir. Son derece incelikli kaydırmalar bizleri karşı evlerin sanki içine sokar. Birinden öbürüne geçerken, ana caddedeki köşeleri, hatta buluşma yerlerini bile görme imkânını buluruz. O yıl filmin üç Oscar adaylığından birinin Hitchcock’a, diğerlerininse senaryo ve de deneyimli Robert Burks’ün görüntülerine ait olması hiç de şaşırtıcı değildir.

Ama bu biçimsel özelliklerin yanı sıra filmin özle ilgili yanı da dikkate değer. Öncelikle bu sinemada röntgencilik üzerine yapılmış filmlerin arasında belki başı çeker. İngiliz yönetmen Michael Powell’in “Peeping Tom / Röntgenci” (1960) filmiyle birlikte… İnsanların en özel yaşamlarına, en gizli eylemlerine uzaktan, onlar hiç farkında olmadan girmek… Ve başlarda sadece zorunda kaldığı için bu işe girişen Jeffries’in yanı sıra yanındaki ‘takımın’ da sonunda buna aynı ölçüde merak sarması…

Elbette buna karşıdakilerin dışa dönük pencerelerini tümüyle kapamaması ve adeta röntgene çanak tutmasının da rolü var denebilir. Bu gerçi o bir kısmı sürekli eğlenen, gerisiyse teşhircilik yanlarına doyum arayanlar için doğru olabilir. Ama ya suç işlemeye teşne olanlar ve de açıkça işleyenler? Bu açıdan film en azından insanı bu konularda düşünmeye çağırıyor denebilir.

İnsan ilişkileri ve bunların perdeye yansıması da son derece ilginçtir. Öncelikle Jeffries ile sevgilisi Lisa Fremont arasındaki aşk… Adam öncesinde perdedeki en tatlı yaşlı kadınlardan biri olan Stella’yla (Thelma Ritter) gevezeliklerinde ona durumu özetler: Lisa harika bir kadındır, kendisi de ona âşıktır. Ama öylesine harikadır ki kendisi böyle bir kadını kesinlikle hak etmez, “O benim için her şeyiyle fazla iyi,” diyerek…

Neden sonra Lisa eve gelince biz de şaşarız. Bir modelle bir prensesin karışımı olan bu sarışın peri, yani tüm güzelliğiyle Grace Kelly (nitekim sonraları evlenip Monaco Prensesi olacaktır) öylesine çekicidir ki, Jeffries haklı gözükür! Ama aşk sürecek ve filmin ana motiflerinden birine dönüşecektir.

HITCHCOCK’U EN İYİ TEMSİL EDEN FİLM

Tümüyle bir iç mekânda geçen filmin başarısı bir yandan kişilerden ve onları canlandıran oyunculardan, öte yandan kusursuz bir yönetmen – görüntü yönetmeni iş birliğinden kaynaklanır. Hemen tüm Hitchcock filmlerinde olduğu gibi…

İşinde usta Franz Waxman’ın enfes müziği, arada dönemin uzaktan duyulan şarkılarına başvurur: Nat King Cole’un meşhur ettiği bir klasik olan “Mona Lisa” veya bir Bing Crosby şarkısı…

En ilginç sahnelerden biriyse film boyunca gözüken küçük bir köpeciğin ölü bulunmasıdır. Çevredeki tüm pencereler açılır, sakinlerinden hıçkırık veya lanet yağar. Biri dışında… O da katilin bulunduğu varsayılan dairedir. Bu da onun bulunmasına yardımcı olur desem… İnanır mısınız?

James Stewart, Hitch Usta’nın gözde oyuncularındandı. “The Rope / Ölüm Kararı”yla başlayan iş birliği (ki o da tek bir kapalı mekânda geçer), sonradan “Rear Window”, “The Man Who Knew Too Much / Çok Bilen Adam” ve “Vertigo” ile sürmüş ve çok başarılı olmuştur. Her dakika ekranda olması açısından Stewart’ın en önemli Hitchcock filmi sayılsa yeridir.

Ustanın sarışınlara olan düşkünlüğü de bilinir. Bu açıdan Tippi Hedren, Doris Day, Kim Novak, Joan Fontaine, Eva Marie-Saint gibi oyuncuları kullanmıştır. Ama bir numaraya kuşkusuz Grace Kelly’yi koymak gerekir. Kelly (1928- 1982) kısa bir kariyere sahiptir: Sadece 11 film… Ama zaten hayatı da kısa sürmüş sayılmaz mı? 54 yaşında gelen bir ölüm…

Ancak bu kısacık kariyerde iki kez Oscar’a aday olmuş, ikincisinde kazanmıştır, “The Country Girl / Taşra Kızı” filmiyle (1954). Ve arada tam üç Hitchcock filmi: “Dial M For Murder / Cinayet Var”, “Arka Pencere” ve “To Catch a Thief / Kelepçeli Âşık”. Bu filme onun katkısı ise tek sözcükle görkemlidir.

Oscar’lı Thelma Ritter’i zaten yeterince övdüm. Beceriksiz komiserde dönemin sempatik karakter oyuncusu Wendell Corey de süper. Katili oynayan Raymond Burr ise değerli bir yan karakterler oyuncusudur ve en çok “A Place in the Sun / İnsanlık Suçu” (1951) filmindeki savcı rolüyle anımsanır. Şu günlerde Digitürk’te oynayan…

Film için birkaç eleştiri örneği… Time Out kılavuzu şöyle der:

“Tüm filmleri arasında belki Hithcock’u en iyi temsil edeni. Hikâye yeterince gerilim içeriyor, ama asıl önemli olan filmin çekilişi. Kamera o daireden hiç çıkmıyor ve her çekim ana kişiliği biraz daha geliştiriyor.”

Leonard Maltin ise özetle şunu yazar: “Hitchock’un en üslupçu filmlerinden biri. Stewart, Kelly ve Ritter ise eşsiz bir üçlü oluşturmuşlar.”

(Milliyet SANAT, Temmuz 2021)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN