Post image
‘Gözüpek Amerikan erkeği’

A. Ömer TÜRKEŞ

Oyuncu ve yönetmen olarak tanıdığımız Sean Penn, ilk romanı ‘Türlü İşlerin Adamı Bob Honey’de Amerikan siyasetini ve toplumsal kültürünü kara mizah ve absürdle eleştiriyor. İçine girmesi sabır ve katılım isteyen bir roman. Ama dikkatli okuyucular, kahramanın zihnine yavaş yavaş nüfuz ederken romanın inceliklerine de vâkıf olabilirler.
Sean Penn’i uzun uzadıya tanıtmaya gerek yok. 1960 doğumlu sanatçı, ‘Mystic River’ ve ‘Milk’ filmlerindeki performansıyla en iyi aktör dalında Oscar kazanmış, ayrıca ‘Dead Man Walking’, ‘Sweet and Lowdown’ ve ‘I am Sam’ filmleriyle Oscar’a aday gösterilmişti. Amerikan siyasetine karşı muhalif tavrıyla dikkat çeken Penn, aktör, senarist, yapımcı ve yönetmen olarak yüzü aşkın tiyatro ve film projesinde yer aldı. Yazıları San Francisco Chronicle, The Nation ve Hufington Post gibi gazetelerde yayımlandı.
2019’da yayımlanan ‘Türlü İşlerin Adamı Bob Honey’, Penn’in 2016’da çıkan ‘Pappy Pariah’ isimli sesli kitabına dayanıyor. Penn, sesli kitabındaki hikâyeleri, modern toplumsal meselelere daha geniş bir bakış açısı getirecek hikâyelere dönüştürerek kurgulamış ‘Türlü İşlerin Adamı Bob Honey’yi.

ORTAK DEĞİL MİYİZ SUÇA

Siyasi ve toplumsal meselelere Bob Horne isimli kahraman üzerinden açılacağız. Öyleyse önceliği Bob’u tanımaya vermek gerekir; “Şimdilerde 50’li yaşlarının ortalarında olan Bob, artık yalnız bir adam. Mükemmel bir yurttaş değilse de en azından duyarsız denilebilir. (…) Her ne kadar yalnız yaşasa da Bob her sabah eski karısı ve suskun evliliklerine uyanıyormuş gibi hissetmeye devam ediyor. (…) Bob’un hayatı, neredeyse bir köpeğinkinden daha az insani, kendi kendinin evcil hayvanı gibi yaşanan bir hayat. Kendini yürüyüşe çıkarıyor, bir serüvenden diğerine gezip duruyor ve sahibini (kendisini) koruyor… Eve döndüğünde CD çalara bir disk yerleştirip yatağa uzanıyor ve Phil Ochs dinliyor: ‘Ben gözüpek bir Amerikan erkeğiyim. Öldürüyorum, öyleyse varım’.”

Muhafazakârlıkla liberalliğin tuhaf bir karışımı olan Bob, dünyanın gidişatına öfkeli, başkalarını küçümseyici ve öz-farkındalıktan yoksun bir adam. Çocukluğundaki korkuları; dış ülkelerdeki savaşlar, gerçek ve hayal ürünü sahte peygamberler, Bob’un içinde modern çağın bayağılığına ve iletişim yöntemlerine karşı zor-ötesi bir şüpheciliğe dönüşmüş. Öylesine bir şüphecilik ki, gerek ahlak ve din gerekse politika ve bilim konularında her türlü görüşü reddediyor. Zira Bob, her geçen gün kendisi dışında herkesin yanlış olduğu fikrini daha hararetli bir şekilde benimsiyor. 30’una geldiğinde yüksek lisansını tamamlayan, fizik ve mühendislik yanında askeri deneyimi de olan Bob, ‘fosseptik depoları boşaltım sektöründe, sadece Yehova Şahitleri’nden oluşan özel bir müşteri kitlesine odaklanmak suretiyle’ yüklüce bir kazanç elde etmiştir. İşini denizaşırı ülkelere taşımak için ABD ordusunun müteşebbüslere açtığı kanalları kullanarak 2003 yılında Bağdat’a giden kahramanımız, bu kaos ortamında farklı işkollarında faaliyet gösteren insanlarla tanışır. Yasal görünümlerle altında karanlık işler çeviren şirketlerin geliştirdiği projeler, Bob’a yeni bir kariyer yolu açar… Mide gazı salınımıyla ozon tabakasına zarar veren ihtiyarları imha etmeyi organize eden Scottsdale Projesi’nin bir parçasıdır artık.

Ne var ki yavaş yavaş dağılmaktadır Bob. Modern zamanların iletişim ve mesajlaşma eğilimine yönelik aşırı şiddetli şüpheciliği onu yaptığı işe, Amerikan kültürüne ve çevresindeki insanlara yabancılaştırmıştır. Sona gelindiğinde “Şimdiye kadar kaybettiğimiz her savaş, başka bir ülkenin iç savaşıydı” diyen Bob’un çığlığı, yanıtını Sean Penn’in ‘epilog’unda bulacaktır; “Şimdi dehşetle çığlık atıyor olsa da/ Ortak değil mi suça?/ Biraz da benziyor bize,/ Aşkta ve cinayette…/ Suç ortağı değil miyiz/ Hepimiz!”

TRUMP DÖNEMİ ROMANI

‘Türlü İşlerin Adamı Bob Honey’nin doğuşunda -hikâye içinde kendisi de yer alan- Trump’ın etkisi çok açık. Penn, bir söyleşisinde 2015-2016 döneminde medyaya yansıyanlar ve Trump’ın seçilmesi karşısında şaşkınlığını ifade etmiş ve şunları eklemişti: “Bunu yanıtlamanın tek yolu bir tür hicivdi – öfke yerine gülmeyi seçmekti.”

Doğaçlama bir kurguya sahip ‘Bob Honey’, kara mizah ve hicivle yazılmış, gerçek hayatın bir metaforuna dönüşen ama hiç kuşkusuz tuhaf bir hikâye. Aslında tuhaflık hayatın kendisinden geliyor. Bize normal gibi görünen ama bir başka zamanlarda yaşayan bir insanın çılgınca bulacağı bir hayat.

Sean Penn, söz konusu çılgınlığa rüyalarla, araya giren şiirlerle, mübalağalı olaylar ve abartılı aksiyonlarla gerçeküstü bir görünüm kazandırmış. Ne var ki bu karmaşık kurgusu nedeniyle -çok satanlar listesine girmesine rağmen- ‘Bob Honey’, en çok eleştirilenler listesinde de ilk sıralarda! Oysa ‘bilmecemsi, şiddet içeren, politik açıdan belirsizlikler taşıyan, saçma’ nitelemelerine maruz kalan bu anlatı yapısının Penn’in bilinçli bir tercihi olduğu çok açık. Hikâye içinde Albert Camus’den yaptığı alıntıyla açıklanabilir: “Gerçekler, aynı ışık gibi, kör eder. Oysa gerçekdışılık tam tersine, her nesneyi abartan zarif bir seher ışığıdır.” Penn’in istediği tam da bu, hep ortada olup kimsenin görmediği, görmek istemediği gerçekleri kurmaca bir dünyaya taşıyarak gün ışığına çıkarmak. Penn, zaman zaman absürde varan hikâyeler zinciriyle gerçek hayattaki olaylara, bu görülebilir ve çözülebilir meselelerin altında yatan saçmalığa karşı öfkeli bir eleştiri getiriyor. Bob’un ruh halinde sosyal medyada kolayca ifade edilen bastırılmış öfkeyi, zihninden yansıyan düşüncelerde okuduğunuzda tutkusunu ve düş kırıklığını fark edeceksiniz.

Trump dönemi ürünü ve Trump’ı sarakaya alan bölümler de var ama faturayı sadece Trump’a çıkarmıyor Penn. Krishnamurti’den alıntıladığı “Hastalık toplumun içine işlemişse, artık onu iyileştirecek uygun bir tedavi bulmak mümkün değildir” fikriyatından hareketle genel olarak Amerikan toplumunu sorguluyor. ‘Türlü İşlerin Adamı Bob Honey’, liderlikle ilgili değil, ülkedeki kültürel yapıyla, bu yapının ürettiği faşizan ideolojiyle, toplumun yaşantı tarzıyla, diliyle, davranışlarıyla, siyasete katılışıyla, tutuculuğuyla ilgili bir roman.

Ülkesinde tanınan ve sevilen bir sanatçı olan Sean Penn’in gazete yazılarında sergilediği muhalif tavrı ve eleştirel tutumu romanına da taşıması elbette övgüye değer. Ancak kolay okunacak ve bir solukta tüketilecek bir roman değil ‘Bob Honey’. Medyaya, geçmişin siyasi olaylarına, edebiyata, sinemaya çok fazla gönderme barındıran romanı okurken -göndermeler hakkında bilgi sahibi değilseniz- pek çok komplo referansını kaçırmanız mümkün. Hele ki işin içine Bob’un çarpık zihninden yansıyan çarpıtılmış kelimeler ve cümleler de girdiğinde romanın okuyucuda şaşkınlık yaratması kaçınılmaz. Ancak tüketmek için değil anlamak ve tat almak için okuyan dikkatli okuyucular hikâyeye ve kahramanın zihnine yavaş yavaş nüfuz ederken romanın inceliklerine de vâkıf olabilirler. Belki içine girmesi sabır ve katılım isteyen ama sabredenlerin aradıklarını bulacakları bir roman.

TÜRLÜ İŞLERİN ADAMI BOB HONEY
Sean Penn
Çeviren: İlya Denizeli
Alakarga Yayınları, 2019
200 sayfa, 25 TL.

(Hürriyet Kitap, 15.11.2019)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN