Post image
Dünyaya hâkimiz derken bir kalıp sabuna kaldık

 

Semra KARDEŞOĞLU

Psikiyatrist Prof. Dr. Tamer Aker, salgında ruhsal olarak ne yaşadığımızı “Marmara depremi 45 saniye sürdü. Salgında ise biz haftalardır o 45 saniyenin içindeyiz ve sürekli sallanıyoruz” sözleriyle özetledi. Aker “Kapandığımız hapishaneden ancak dayanışarak çıkacağız” dedi.

AFET ve travma denildiğinde Türkiye’de ilk akla gelen isimlerden biri Psikiyatrist Prof. Dr. Tamer Aker. Türkiye’de ve dünyada deprem, sel ve savaşlar hiç de az olmadığı için bir gazeteci olarak yıllardır yollarımız bir şekilde kesişiyor. Van, Erciş, Elazığ depremleri, mülteci akınları ve Bosna Hersek’ten Sri Lanka’ya sayısız felaket ve savaşta halkın yaşadığı travmalara karşı yürütülen projelere öncü olan bir isim. Şimdi de KORDEP (Korana Virüsü Enfeksiyonu Online Ruhsal Destek Programı) komisyon üyesi. Bu süreçte ruhsal desteğe ihtiyaç duyanlara ücretsiz ruh sağlığı hizmeti veriliyor. Prof. Aker ile hem projeyi hem de salgında ikinci aya yaklaşırken neler yaşadığımızı konuştuk.

HAFTALARDIR DEPREMDEKİ O 45 SANİYENİN İÇİNDEYİZ

►Salgını bir afet gibi değerlendirirsek daha önce yaşadığımız deprem, sel gibi afetlerden farklı olarak ne yaşıyoruz?

Pandemiyi bir çeşit afet gibi kabul ediyoruz. Deprem mekanları değiştirdi. Şimdi mekan değişmiyor, ama büyük meydanları bomboş bırakıyor. Kentlerin, sokakların, meydanların ruhunu alan bir durum var. Susan Sontag’ın bir sözü var “Zaman her şey bir anda olmasın, mekan ise hepsi bizim başımıza gelmesin diye var.” Türkiye 2020’ye talihsiz başladı. Elazığ depremi, uçak kazası, mülteci sorunları, Suriye hepsi bir anda oldu. Mekan kavramı da alıştığımız afetlere göre çok değişti. Bilinmezlik, bir çeşit güvensizlik yarattı. İnsanlar görsel canlılardır. Görmediğimiz şey bizde korku yaratır. Tıpkı karanlık bir odaya girdiğimizde olduğu gibi göremediğimiz, koklayamadığımız, tanımadığımız, hissedemediğimiz bir şey bizi tehdit ediyor. Marmara depremi 45 saniye sürdü. Sonra etkileri yaşandı. Biz koronavirüs salgınında hala o 45 saniyenin içindeyiz. Günler geçiyor, haftalar geçiyor, ama o 45 saniye sürüyor. Sürekli sallanıyoruz. Geçen hafta ve bugün de ve gelecek hafta da sallanıyor olacağız. Hala onun içindeyiz.

►Filmlerde bile göremeyeceğimiz sahneleri yaşıyoruz. Üstelik o kadar “geliştiğimiz” bir çağda. Ruhsal dünyamızda bu ne yaşattırıyor bize?

Önümüzde bir sis perdesi var ve oraya doğru yolumuza devam ediyoruz. Tuhaf bir zaman mekan, algı bozukluğu yaşıyoruz. Bu belirsizlik ve bilinmezlik meselesini daha da artırıyor. Ciddi çelişkilere sevk ediyor. Biz teknolojik olarak o kadar ilerlemişken, zihinlerimizi bir buluta yüklemeyi tartışırken şimdi canlı olup olmadığı bile tartışılan bir virüs gelip her şeyimizi tehdit etti. Müthiş bir teknoloji, büyük iktisadi sistemler yaratmışken en güven duyduğumuz araç sabun oldu. Temel güven duygusu, doğaya, dünyaya ve kainata hakimiz derken şu an biz sabunla baş başa kaldık. İşte bu çelişki en çok güvensizliği yaratıyor.

►Salgın insanlara ne öğretti diğer afetlerden farklı olarak?

Bu tehdit ‘Sadece kendimi değil bir başkasını da korumalıyım’ duygusunu öğretti. Bu kültürü hatırlattı. Metropol hayatı o kadar hızlı ki biz bazı duyguları dışladık: Korku, kaygı, sıkıntı gibi. Metropol hayatında bu duyguları kabul etmiyoruz. Pürüzsüz yaşamak istiyoruz. Şimdi öyle olamayacağını hatırladık. Ötekileştirdiğimiz bir duyguydu korku. Ama saygı duymamız gereken bir duygu olduğunu hatırlattı bize. Korkuya karşı ne yapalım, aile bireyleri arasında konuşalım. Masallar üzerinden, resimler üzerinden konuşalım. Bir kişi düşünün arabayla markete gidiyor. Arabayı çalışır vaziyette, kapıları açık bırakıp koşarak alacaklarını alıyor. Arabaya binip hızlıca gaza basıp gidiyor. Ne yapacağız o zaman: ‘Karanlığa lanet okumaktansa bir mum yakmak yeğdir” demişler. Bugün bu mum doğru bilgi ve bilim. İkinci mum sosyal ilişki. Bugün bilimin gerçekliği tartışılamıyor. Aşı karşıtlarının sesi çıkmıyor mesela. Aşırı kaygılanan insanlara da doğru bilgiyi götüren bir psikososyal yaklaşım inşa edebiliriz. Bir de biz “Birimiz hepimizin için” anlayışını hatırladık.

 

 

►Ücretsiz bir danışma hattı projesi KORDEP hayata geçti. Neler yapılıyor bu çalışmada?

İl Sağlık Müdürlüğü, uzmanlık dernekleri, STK’ler ve Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Ruh Sağlığı Bölümü’nün ortak çalışması. Bu kadar yaygın ruhsal belirtilerin olduğu bir durumda toplum temelli bir psikososyal müdahale gerekiyor. KORDEP bu adımlardan biri. KORDEP’te ilk basamakta sorun varsa bunu çözmeye çalışıyoruz. Tıbbi yaklaşımlarla. Durumu riskli görünen kişileri ikinci basamağa taşıyoruz. 5-8 seanslık görüşme yapılıyor. Bitmezse bu kez 3’üncü basamağa yönlendiriyoruz. Bunlar da Bakırköy ve Erenköy Ruh Sağlığı hastaneleri.

TIPKI SENİN GİBİ 5 BİN İNSAN ÖLDÜ DİYORUZ

►65 yaş üstü kişiler daha farklı bir durum yaşıyor. Neler hissediyorlar ve nasıl yaklaşılmalı onlara?

Influenza, çocukları yani türün devamını hedef alırken bu salgın yaşlıları, ata kültürünü, ana kültürünü hedef aldı. Her akşam 65 yaş üstü kişilere ekranda “Bugün ülkemizde sizin benzerlerinizden 80 -100 kişi öldü.” “İtalya’da da yine sizin benzerinizden 200 kişi öldü” ve “ABD’de tıpkı senin gibi 500 kişi öldü” diyoruz. Bu elbette son derece tedirgin edici. Onlara destek için ulaşılmalı. Bunun için akıllı telefon gerekiyorsa bu sağlanmalı. 65 yaş üstü bir tanıdığım şöyle diyor: “İçecek, yiyecek az tüketiyorum, biriktiriyorum bunları. İlaçlarımı da öyle bitirmiyor saklıyorum.” Şimdi bunu söyleyen insana ulaşmamız gerekiyor. Bunu toplum tabanlı psikososyal yaklaşımla yapabiliriz. Mesela evinin bahçesi var, bahçeye adım atmıyor. Kapıdan çıktığında virüs kendine saldıracak diye düşünüyor.

►Yaşadığımız bu sürece verilen dikkat çeken tepkiler neler?

Veba romanında kahraman sıçanı tekmeler. Kapıcı ise inkar eder ve “Benim temizlediğim bir apartmanda bu olamaz imkanı yok” der. Bugün de kimi kişilerde inkar görüyoruz. Ya da tam güvenlik sağlamaya çalışanlar. Tam güvenlik yanılmasına sahip kişilerde panik ataklar görüyoruz. “Saatler süren yıkama, silme, temizlik, hijyen işlemi yaparsam, sağlıklı kılabilirim” diyor. Ama oradaki en ufak bir aksilik; Yiyeceği temiz poşete koyamadım, unuttum, yorgunluktan unuttum. İşte o an panik ortaya çıkıyor. Pandemi bize şunu da öğretti; Biz kontrol edebileceğimiz bir dünyada yaşamıyoruz, ama tehdit altında yaşamaya müsait değiliz.

►Bu süreçte en zor durumda olanlar yakınlarını kaybedenler. Onlardan da arayanlar oluyor mu?

Arıyorlar. Bu süreçte yakınlarını COVİD ya da farklı bir nedenle kaybedenler bambaşka bir şey yaşıyor. Biz ölüm yaşadığımızda bunu mevlit, ağıt, başsağlığı ziyareti, mezarlık ziyareti yaparak aşmaya çalışıyorduk. Yakınını kaybedene gidip “Yaşadığını anlıyorum, yalnız değilsin, bana yaslanabilirsin” diyorduk. Şimdi bunu yapamıyoruz. Böyle bir yakınımız varsa hiç değilse haftada bir telefonla görüşebiliriz. Onlar ev içinde bir tür seremoni yapabilirler. Ölenin koltuğuna oturarak, onun bir kıyafetine sarılarak, onun odasına girip eşyalarını tutarak yapabilir.

AFGANİSTAN’DA UYKU HİJYENİNİ ANLATAMAM

►Toplumun yoksul kesimlerine nasıl yaklaşılacak bu süreçte? Eve ekmek götüremeyen kişinin psikolojisi nasıl düzelecek?

İnsanları da ülkeler gibi düşünelim. Örneğin Afganistan, okuma yazma bilmiyorlar. Ben oraya gidip “Uyku hijyeninde şuna dikkat edin şu önlemleri alın strese karşı şunu yapın” diye broşür veremem. Afganistan’da sokağa bile çıkamayan kadına “Evde strese karşı egzersiz yapın” yazısıyla ulaşamam. Topluluklar da homojen bir yapı gibi değil ki. KORDEP’te mülteciler var mesala. Broşürleri Arapçaya çevirdik. Yoksunluk ve yoksulluk var. Onlara ulaşmanın farklı yollarını bulmak zorundayız. Bilimsel bir yaratıcılığa ihtiyaç var.

►Virüs başbakan da olsan prens de olsan seni buluyor. Ne oldu virüs bizi eşitledi mi?

Virüs evet insan ayırmıyor. Merkel ile karşılaştığında “A sen Merkelsin. Sana dokunmayayım” demiyor. Görece bir eşitlik sağlıyor. Mülteciye bulaşıyor örneğin. Ama siz gidip onun bulunduğu alana dikenli tel çekene de bulaşıyor. Bir eşitlenme var, hapiste eşitiz gibi. Ama biliyorsunuz her mahkum eşit değil. Yoksul ve yoksunsanız Parazit filmindeki gibi salgında da o bodrum katına gitmek zorundasınız.

Geçmişte bir “Miasma teorisi” vardı. Hastalık kötü kokuyla bulaşır inanışı. Veba doktorlarının maskesi vardı. İçindeki aromatik otlar hoş koku yayar ve doktoru korurdu. O günden bu yana kötü kokan hastalık getirir denilerek bir kesimi ötekileştirilmiş. Parazit filminde de koku varsılın yoksul için kullandığı bir unsur. Bir damgalama aracı.

Toplumlara da bakarsak: Hindistan, Afrika, Gazze ya da ABD’de ölenlerin çoğu yoksul ve yoksunlar. Finlandiya’da bile araştırma yapıldı. Hangi metro istasyonları salgında kullanılıyor diye. Varsılların olduğu bölgede kullanılmıyor metro önceden kullanılmasın rağmen. Çünkü işleri evden çalışmaya müsait. Kullanılan metro istasyonlarında ise işe gitmek zorundalar.

YOKSULLUK DOĞRUDAN BİR HALK SAĞLIĞI SORUNU

►Ölümcül olan bu virüsün en büyük tehlikesi yarattığı /yaratacağı ekonomik yıkım ve işsizlik. Bu durumla nasıl baş edilecek?

Çok net, eğitimsizlik, yoksulluk, yoksunluk, cinsiyet ayrımcılığı doğrudan bir sağlık sorundur, ruh sağlığı sorunudur. Fırsat eşitsizliği olduğu için kadınlar daha yoksul, yoksun o yüzden salgından daha çok etkileniyor. Midilli’de 20 bin kişilik mülteci kampında nasıl mesafe konulacak insanlar arasına. Teneke evlerde yaşayanlar için nasıl uygulanacak? Afganistan’da 10 bin kişiye bir doktor düşerken tedavi nasıl mümkün olacak? Silahlanmaya, petrol şirketlerine verilen destekten çok daha azına Afrika’da binlerce insanın tedavi olabileceğine. Yoksulluk ve yoksunluk bir halk sağlığı sorunudur. Sosyal devlet ilkeleri ile yoksulluk ve yoksunluğu en aza indirmeye çalışmalıyız.

KORONA CEZAEVLERİNDE MAHKÛM AYIRMAZ

Kayıtlı kişiler için bir şeyler yapılsa da kayıtsız büyük bir kitle var. Suriyeli göçmenler, kimliği yok, dışarı çıkamıyor. Biz travma ve afet ruh sağlığı bölümünde bir çalışma grubu kurduk. COVİD: 19 /İNSAN: 20 diye. Bunu bir maça benzetirsek ilk yarıyı biz 10 – 0 kazanmıştık. Sonra ikinci yarıda bir anda 11 gol gördük. Şaşırdık. Biz bu maçı alacağız. Ama ne tür kazanım ya da kayıplarla çıkacağımız yine bizim elimizde. İklim için mesela kazanımla çıkmayı isteriz. İnsan ilişkilerinin, dayanışmanın ne ifade ettiğini öğrenip sürdürürsek büyük kazanım. Hepimiz şu an aynı hapishanedeyiz. Bu hapishaneden birbirimizle dayanışarak ve direnerek çıkacağız, mücadele ederek çıkacağız. Ve böyle çıkarsak sonrasında daha huzurlu bir toplum olacağız.

MAHŞERİN 4 ATLISI ARASINDA TERCİHE ZORLANMAYALIM

Prof. Dr. Tamer Aker, “Biz bir şekilde sanki mahşerin 4 atlısı ile sınandık” diyerek şunları söyledi: Davut, 4 atlı arasında tercih yaparken “Beni insanın acımasızlığına bırakma” der salgını tercih eder. Bugün Suriye’de savaş sürüyor, Yemen aynı durumda. Afrika’da da çatışmalar var. Bunlar olurken bu ortamdaki kişilerin salgını çok önemsediklerini sanmıyorum. Kıtlığı bugün ekmek parası olarak da yorumlayabiliriz. Biz o atlıyla yani “Kıtlık” boyutuyla henüz yüzleşmedik. Yevmiyeli çalışan birisi isem evime ekmek götürme derdindeyken salgını çok fazla önemsemem. Riski göze alırım. Bugün “Mahşerin dört atlısı” sanki çarpıştırılıyor. Sosyal bir devlet buna izin vermemeli.

SIK SIK ATEŞ ÖLÇÜYOR VE NEFESLERİNİ DİNLİYORLAR

KORDEP hattını arayan kişilerde sıklıkla karşılaşılan belirtiler:

♦ Kaygıya eşlik eden yoğun kalp çarpıntısı,

♦ Nefes alamama, gevşeyememe

♦ Sürekli haberleri takip etme,

♦ Ateşini ölçme, bedeni dinleme, nefesi takip etme

♦ Çökkünlük, keyifsizlik, iştah ve uyku sorunları

♦ İleriye dönük kaygılar (evini, ailesini, işini kaybetme)

♦ Bu sürenin hiç bitmeyeceğini düşünmek

PROF. DR. TAMER AKER KİMDİR?

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Psikiyatrist Aker, Kocaeli Üniversitesi (KÜ) Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri Ana Bilim Başkanlığı’nı yürüttü. Burada Ruhsal Travma Yüksek Lisans ve doktora programların başlattı. 2004’ten bu yana Uluslararası Ruhsal Travma Toplantıları’nın başlatıcısı ve kongre başkanı. 2006’da Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB)’ni kurdu. Van, Erciş, Elazığ depremleri, Soma maden faciası, Pakistan, Banda Aceh – Endonezya, Sri Lanka, Bosna Hersek’te afet sonrası ruh sağlığı çalışmalarını yürüttü. Türkiye Psikiyatri Derneği, Travma ve Afet Ruh Sağlığı Derneği kurucu üyesi.

Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Ruh Sağlığı yüksek lisans program koordinatörü. DSÖ, BM Nüfus Fonu, UNICEF, Kızılay,gibi kurumlarda mülteci ruh sağlığı projelerinde eğitici ve koordinatör.

(Birgün, 05.05.2020)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN