Post image
Cinselliğin bilinmemesi şiddeti tetikliyor

İhlas Haber Ajansı (İHA) – Uzman Psikolog Özge Genlik, cinselliğin bilinmemesinin şiddeti tetiklediğini söyledi.

Genlik, “Şu an deneyimlediğimiz bir kriz var ve adı ‘bilinç’ krizi. Ülkemizde ve tüm dünya genelinde deneyimlediğimiz ne ekonomik, ne sosyal ne de kültürel bir kriz. Sadece ‘bilinç’ krizi deneyimliyoruz. Ne yazık ki insan beyni kültür, milliyet, eğitim, ahlak kuralları vb. etkenlerle koşullandırılmış durumda. Koşullanmanın olduğu yerde ‘şiddet’ ve ‘kaos’ olur. İnsan varlığının en temel ihtiyacı ‘sevmek‘ ve ‘sevilmek’tir. Ancak günümüzde kimse ‘öz sevgi’yi deneyimlemiyor, çünkü koşullandırılmış bir beyin sadece ‘korku’ hisseder” dedi.

fft261_mf14326390

Beynin korku hissettiğinde üç tepki ile organizmayı hayatta tutmak için çaba sarf ettiğini dile getiren Uzman Psikolog Özge Genlik, şunları söypledi:

“Toplum olarak; duygularımızı özgürce ifade etmekten kaçarken; düşüncelerimizi dile getirirken savaşıyoruz. Öz varlığımız ise ‘don’muş halde, hatırlanmayı ve keşfedilmeyi bekliyor. Zihinsel hapishanenin içerisindeki mahkumlar gibiyiz. Hapishaneden özgürleşmek için ise merceğimizi kendi öz varlığımıza yönelterek öncelikle ‘kendimizi olduğu gibi kabul etmeli’ ardından ilk yaradılış enerjimiz olan ‘cinsellik enerjimizi’ diğer bir deyim ile ‘yaşam enerjimizi’ doğru ifade etmeyi hatırlamamız gerekiyor.” 

SEKS, YAŞAMIN KAYNAĞIDIR

Toplum “seks”i bir tabu haline dönüştürdükçe ifade bulmayan cinsel enerji/yaşam enerjisi dış dünyada kendisini “şiddet” içerikli eylemler halinde gösterdiğini ifade eden Uzman Psikolog Özge Genlik, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Erkeklerin-korkulu-rüyası-sertleşme-sorunu-ve-tedavisi

“Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, insanların bu kadar korku, endişe, geleceğe yönelik umutsuz bakmalarının temelinde yatan sebep; cinsel enerjinin/ yaşam enerjisinin bastırılmasıdır.

Cinsellik; doğanın devamını sağlayan öz enerjinin kaynağıdır. Ruhsal özgürlüğe giden ilk adım seksdir. Dişil ve eril enerjinin bir olması halinde birlik hali öz sevgi idrak edilebilir. Şu an ‘ben eşimi seviyorum’ dediğinizde saf/öz bir sevgiden değil sadece bir ‘arzu’dan bahsediyorsunuz. Arzular ve istekler; düşüncenin özüdür; ve düşünce sürekli muhakeme eder, parçalar, parçacıklara ayırır, çıkar gözetir…

Halbuki hissetmek; duyguları duyumsamaya niyet etmektir ve bütünleştirir, sentezler, birleştirir…

Hissederek cinsellik deneyimlendiğinde ‘öz sevgi’ ortaya çıkar; düşünerek gerçekleştirilen cinsel eylem sadece ihtiyacını gidermeye yönelik bir araçtır.

Cinselliği bilmediğimiz için kendimizi gergin hissediyoruz bu gergin enerji; bizleri daha fazla para kazanmaya, daha fazla başarılı olmak için çaba sarf etmeye, bir amaç uğruna savaşmaya itiyor ve öncelikle kendimize şiddet sonrasında diğer canlılara şiddet uygulamaya başlıyoruz.

“ŞİDDET” E DUR DEMEK ÇÖZÜM DEĞİL

Şiddete dur demek; şiddeti durdurmaz. Şiddeti önce kendi doğamızda anlamlandırmalı ardından kendimize uyguladığımız şiddete son vermeliyiz ki sokaktaki şiddet eylemleri dursun. Diğer bir deyim ile; önce kendimizi düşünsel ve duygusal anlamda dövmeyi bırakmalıyız, şiddetten önce kendimizi özgürleştirmeliyiz. Kendi bedenimizi sevmeye başlamalı, kendimize duygusal, düşünsel anlamda özen göstermeyi, saygı duymayı hatırlamalıyız. Ardından varoluş enerjimiz olan cinselliği etkin bir şekilde kullanmayı seçelim. Seks, sevgi ve saygı zemininde gerçekleştirilmelidir. Seks yaparken eril ve dişil enerji birbiri ile derin bir iletişime geçer, bu da teslimiyet, güven, öz sevgiyi hatırlamamıza vesile olur. Bu bağlamda seksin sadece fiziksel-biyolojik bir olgu olmadığını spiritüel bir eylem olduğunu hatırlamanın zamanıdır.”

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN