Post image
Bireysel çıkarlar ve kanunlar

Fikret İLKİZ – 10 Mart 2014

Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanununda çok önemli değişikler yapıldı. 21.02.2014 kabul tarihli 6526 sayılı Kanun 6 Mart 2014 tarihli Resmi Gazetenin 28933 (mükerrer) sayılı nüshasında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Bu kanun 21 maddeden oluşuyor. Torba kanun olmaktan biraz uzaklaşmış ama niteliği torba kanun mantığına uygun. 6526 sayılı “Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” özellikle iki temel kanun başta olmak üzere dört temel kanunda çok önemli değişiklikler yapıyor.

Uzun yıllardır sadece “tutukluluk hali” ve “uzun tutukluluk hali” üzerinden yaratılan algılar ve vicdanlara sığmayan, adaletten uzak, kin, siyaset ve öç alma üzerine kurulu birçok ceza davasının yargının sorunlarına sürekli sorunlar kattığı biliniyordu.

Yaşanılan acılardan ve adaletsizliklerden sonra yargılamada tarafsızlıkları beklenen yargıçlarda “vicdan olmadığı” kanısının hâkim olduğu yargılamalardır herkesi etkileyen. Yargılamaların demokratik hukuk devleti ilkelerine uygunluğu beklenirken; hiç beklenmeyen ama ortaya çıkınca da kimsenin şaşırmadığı “beklenen” sonuçlardır yargı bağımsızlığını ve yargıç tarafsızlığını ortadan kaldıran.

Sıfırlanmış, ortadan kaldırılmış, tükenmiş ve siyasete kurban bir yargı sistemidir hakim olan…

30.07.1999 kabul tarihli Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunundan sonra 4.12.2004 kabul tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 250, 251 ve 252. maddelerinde yer alan ve en son 02 Temmuz 2012 kabul tarihli 6352 sayılı Kanun değişikliğiyle Terörle Mücadele Kanunun 10. maddesine aktarılarak “hayatiyeti” sürdürülen özel yetkili Savcılıklar ve özel görevli Mahkemeler, 21.02.2014 kabul tarihli 6526 sayılı Kanunun 6 Mart 2014 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle, artık yok.

Artık CMK’nun 250 maddesiyle, Terörle Mücadele Kanunun 10. maddesiyle görevli veya yetkili yazmayacak mahkeme kâğıtlarında… Dolayısıyla bu değişiklik çok önemlidir.

6526 sayılı Kanunun en önemli özelliklerinden birisi de Ceza Muhakemesi Kanunda ve “tutuklama” konusunda yapılan değişikliklerdir.

Tutuklama kararları verilirken “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların” var olduğu varsayılıyordu. 6526 sayılı Kanunla CMK’da yapılan değişiklikle; “olguların” ibaresi “somut delillerin” şeklinde değiştirildi. Tutuklama kararı artık “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin” bulunması halinde verilebilecek. (CMK 100. madde)

Torba davalarda torbaya atılan tutuklu kişi sayısı azalacak mı, hapiste bulunan “tutuklular” özgürlüklerine kavuşacak mı ve değişiklikten kimler yararlanacak, göreceğiz.

En son hafızalarda kalan 11 çelik kapı kırılarak kriptolu odalara ulaşıldığı yalanları üzerinden üretilen arama ve el koyma işlemlerinden sonra acaba ne oldu da arama ve elkoyma işlemlerinde değişiklik yapma ihtiyacı duyuldu? Terörist diye damgaladığınız avukatlar yüzünden mi yoksa yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında yapılan aramalarda el koyulan ve iadesi yapılan paralar nedeniyle mi?

Yürürlükte bulunan düzenlemeye göre “yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait yerler aranabilir”. Bu düzenleme 6526 sayılı Kanunla madde metninde yer alan “makul” ibaresi çıkarıldı, “somut delillere dayalı kuvvetli” şeklinde değiştirildi.

Artık yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait yerler aranabilir. (CMK 116)

Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma hakkındaki değişikliklerde çok ilginç.

Yürürlükteki “Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;” düzenleme değiştirildi. Madde metnindeki “elde edildiğine dair” ibaresinden sonra gelmek üzere “somut delillere dayanan” şeklinde değişiklik yapıldı.

Yani, artık 6526 sayılı Kanun değişikliğine göre; “Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;” mal ve haklar üzerinde el koyma yapılabilir. Şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, banka hesabına, kiralık kasa mevcutlarına, diğer kişilerdeki hak ve alacaklarına, arabasına, yatına, uçağına ve diğer malvarlıklarına soruşturma konusu olan örneğin yolsuzluk veya rüşvet suçlarından elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde el konulabilecek.

Hatta “elkonulabilir” ibaresinden sonra gelmek üzere “Somut olarak belirlenen” ibaresi eklendi. CMK’nın 128 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi “elkonulabilir” kelimesinden sonra gelmek üzere şöyle oldu: “Somut olarak belirlenen bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyedinde bulunması halinde dahi, el koyma işlemi yapılabilir.” Yani, her şey somut olacak… Aksi takdirde elkoyamazsın deniliyor.

Aynı fıkranın devamı var şöyle bir cümle ekleniyor: “Bu madde kapsamında elkoyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde hazırlanır. Özel sebepler zorunlu kıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha uzatılabilir.” Yani, soruşturma veya kovuşturmada karar merci sayılan “kurullar” olacak. Soruşturmada kararlar, kurulların rapor vermesinden sonra devam edebilecek. Bu raporların verilmesi üç ay artı iki ay olmak üzere beş ay olabilecek. Savcılık bekleyecek. Kovuşturmalar, davalar içinde aynı. Bu düzenleme açıkça, yargıya müdahaledir ve yargılama görevi bu kurullara devredilmiş demektir. Alınacak raporun içeriğine bağlanmış olan bir soruşturma veya davalar sistemi içine sürüklenilmiştir.

Dahası var…

6526 sayılı Kanunla CMK madde 128 ikinci fıkrasında hangi suçlar için bu uygulamanın yapılacağına dair (a) bendinde 10 numaralı alt bendindeki “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220)” suçu için uygulama yürürlükten kaldırıldı. Buna karşılık 128 inci maddenin son 9 uncu fıkrası yani “Bu madde hükmüne göre elkoymaya ancak hâkim karar verebilir” düzenlemesi madde metninden çıkarıldı.

Elkoyma işlemi hakkındaki kararı kim verecek? 9. fıkra değiştirildi ve şöyle oldu: “(9) Bu madde hükmüne göre elkoymaya ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır.” Ağır Ceza Mahkemesi kararında oybirliği yoksa karar yok, elkoyma yok demektir.

Olmayacak bir düzenlemeyle “oybirliği ile karar vermek” kanunla zorunlu hale getirildiği bir yargı düzeninin yaratılmasının, kanun devleti bile olunamayan ülkede sonuçları ve yaratacağı sorunlar çok ağır olur.

Siyasal iktidardakilerin bireysel çıkarlarına uygun kanuni düzenleme yapılabilen bizim gibi başka bir ülke yoktur herhalde.

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN