Post image
Bir dehanın ‘ev’indeyiz! 

 

Y. Bekir YURDAKUL

Asuman Portakal; sözcüklerin her birini birer fırça dokunuşuyla yerli yerine yerleştirdiği öyküleriyle bizi bir dehanın, büyük bir sanatçının çığlığını; barıştan, herkese adil pay edilmiş iyi bir hayattan yana tavrını bir kez daha ve yakından görmemiz için sessizce onun atölyesine götürüyor değilse de o atölyeyi evimize getiriyor.

Bir yazarın masası, (varsa) çalışma odası ne kadar çok eşya / nesne barındırabilir ve ne kadar karışık olabilir ki? Oysa bir ressamın ya da yontucunun atölyesi, sizin için de öyle midir bilmem, ama ilk anda orada kaybolacağım duygusu uyandırır bende. Ya da o sanatçının gerekli bir nesneyi nasıl şıp diye bulabildiğini düşünürüm.

Asuman Portakal’ın sözcüklerin her birini birer fırça dokunuşuyla yerli yerine yerleştirdiği, okurunu Picasso’nun atölyesine yer yer gülümsemeler, arada düşünsel iklimler ormanında derin bakışmalar eşliğinde taşıdığı yeni yapıtı Picasso’nun Gözleri’ni, daha yapıtın ilk öyküsünü okurken bir resim atölyesinde buldum kendimi. Oradan da bir koşu bir resim sergisine…

Bütün sanat yapıtları gibi, resmin de bir dili var. Ve gürül gürül konuşur o güzelim tablolar da… Size bir şeyler/ çok şeyler anlatır.

Asuman Portakal, Picasso’nun beş tablosunun işte o durmaksızın akıp gelen içli, ağrılı, hüzün yüklü, kederli ne ki dirençli ve kararlı, kimi zaman çocuk gözleri gibi kahkahalar atan seslenişlerini ressamın yaşamından anlarla da bezeyerek öyküleştirmiş bu yapıtında.

O SERGİYİ GEZER GİBİ

Resim sergileri dedim ya… ne zaman bir sergiyi görmeye heveslensem sevinçten çok hüzün girer koluma. Ressamın; yaşam(ın)ın can alıcı, ağrılı, kahırlı bir kesitini saatler, günler alan bir çabayla / çalışmayla tuvale aktarışını, o doğum sancısını düşünürüm her tabloyu izlemeye, duymaya durmuşken ve oradan, saniyelerle ifade edilen bir süre kalabildiğim tablonun karşısından her seferinde mahcup ayrılırım.

O nedenledir ki Picasso’nun Gözleri’i; öykülere konu olan tabloların (“Güvercinli Çocuk”, “Cambaz ve Genç Palyaço”, “Bir Kadın Başı”, “Guernica”, “Claude İki Yaşında ve Onun Tahta Atı”) yer aldığı bir sergiyi, onlara hakkınca vakitler ayırarak gezmekteymişim duygusuyla okudum.

Daha ilk öyküde kendimi bana hep karmakarışık gelen (Bakmayın böyle dediğime, aslında doğrusu da budur. Sistemli, dizgeli oluşların hep kısır kaldığını biliriz.) bir atölyede bulunca aklıma düştü. Sahi, neden bu tablolar yoktu kitapta?

Sevgili Portakal’dan aldığım bilgiyi, barındırdığı incelik dolayısıyla özellikle paylaşmak isterim. Yayınevi, kitabın hazırlık sürecinde; anılan tabloların fotoğraflarına kitapta, gerekli izinleri alıp yer vermek için çabalamış. Ne ki sonuç olumlu olmayınca kitabın “görselsiz” tasarlanması kararlaştırılmış.

PICASSO’YA KONUK OLMAK

Bir ressam-yazarın, Asuman Portakal’ın başarıyla kurguladığı beş öykünün bizi çıkardığı düşsel yolculukta; dünyanın tanık olduğu büyük bir ressamın, Picasso’nun çalışmasına, yaratım sürecine, dönemin tarihsel, siyasal gelişmelerine, Nâzım’ın deyişiyle “sana düşman bana düşman, düşünen insana düşman” sistemlerin insana ettiklerine de tanık oluyoruz.

Onun, resimlerinden yola çıkıp anlamaya, öğrenmeye çalıştığımız dünyasına, kimi zaman hınçla bilmek istediğimiz çalışma anlarına, kimliğine, duygularına, insan yanına sızıyoruz.

Portakal’ın yalın, incelikli öykülemesinin kılavuzluğunda o dünyanın kapıları – tablolarını bilenler için ışık sızdırır ya da aralıkken – bir anda ardına değin açılıyor.

Kısacası bir dehanın, büyük bir sanatçının çığlığını; barıştan, herkese adil pay edilmiş iyi bir hayattan yana tavrını bir kez daha ve yakından görmek için Portakal, bizi sessizce onun atölyesine götürüyor değilse de o atölyeyi bize, evimize getiriyor.

Picasso’nun Gözleri

Asuman Portakal

Tudem Yayınları

72 s. 

(Cumhuriyet Kitap Eki, 01.01.2022)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN