Post image
Beli Kırılmış İfade Özgürlüğü TV Ekranlarında

 

Fikret İLKİZ 

Anayasanın 133. Maddesine göre 9 üyeden oluşan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri sektörünü düzenlemek ve denetlemek amacıyla, idarî ve mali özerkliğe sahip, tarafsız kamu tüzel kişiliği niteliğinde bir kuruldur.  Üyeleri TBMM Genel Kurulunca seçilir, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliğidir.

Tarafsız olmayan idari denetim organıdır.  FOX TV, HALK TV ve TELE 1 televizyonları hakkında verdiği (ekran karartma) “yayın durdurma” cezalarıyla yeniden gündeme geldi ve RTÜK, 4 Temmuz 2020 tarihinde “kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi” amacıyla basın açıklaması yaptı.   

RTÜK kanuna dayandığını açıklıyor. Zaten kanuna uygun işlem yapmak mecburiyetinde. Henüz bu eşik aşılmadı denebilir. Kanununun neye göre doğru olduğu tartışması bir yana, kanunun doğru uygulanmasından anlaşılması gereken doğru neye göre ve kime göre doğrudur ki; RTÜK doğru bilgilendirme yapıyor?

Açıklamaya göre;

“İki farklı televizyon hakkında verilen yayın durdurma kararlarının özeti şu şekildedir:   

1- 03.2020 tarihli Halk TV yayınında,

“Medya Mahallesi” programına konuk olan Ahmet Şık’ın

…Türkiye Suriye’de.  …başka bir ülkenin toprağında tam adıyla işgalci bir güç olarak, bir gücün temsilcisi olarak birileriyle savaşmaya ve ölmeye gönderilmiş yani.” şeklinde ifadeler kullandığı uzman raporuyla tespit edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Varlık ve Bağımsızlığına Karşı İfadeler

Yayında sarf edilen sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarını korumakla ve halkın güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiş kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını rencide edici ve hafife alıcı nitelikte olduğu aşikârdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yüklediği sorumluluğu aşar nitelikte yapılan yorumlar, devletimizin ulusal güvenlik politikasına göre başarıyla yürüttüğü operasyonları karalama çabasından öteye gitmemiştir. Kendi hudut güvenliğini sağlamaya çalışan devletimizin Suriye topraklarında işgalci olarak gösterilmeye çalışılması hiçbir şekilde onaylanabilecek bir tavır değildir. Program sunucusunun da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı böylesine ifade ve suçlamalara müdahale etmemesinin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı ortadadır.

Yayının 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan; “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olamaz.” hükmünü ihlal etiği Üst Kurul tarafından sabit görülmüştür.

Halk TV’ye 6112 sayılı Kanun’un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerindeki ilkelerle dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapılmasını müteakip verilecek yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının on güne kadar durdurulmasına; ikinci tekrarı halinde ise, yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği yapılan tebligatta bildirilmiş ve yayınlarda daha hassas davranmaları talep edilmiştir.

Söz konusu bildirime rağmen 16.06.2020 tarihinde yayınlanan aynı programın başka bir bölümünde sunucu Ayşenur Aslan “…ne zaman ki içerde sıkışılsa hemen gözleri dışarıya çevirirler. Dün mesela Pençe Harekâtı, Kuzey Irak’a bomba atmışız, ben bu Pençe Harekatlarını, Kartal Harekatlarını, efendim işte Şahin Harekâtını ne derseniz onun adına…artık yani ben utanıyorum” cümlelerini kullanmış konuk Hüsnü Mahalli de “…ya kardeşim Türkiye Libya’da ne yapıyor? Yani neyin peşinde?… Şimdi dolayısıyla Mısır’ı karıştıralım, Sudan’ı karıştıralım, Cezayir’de İslamcılar var Cezayir’i…” ifadelerini dile getirmiştir.

Yayındaki ifade ve yorumların Kanunun 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini yeniden ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.

Üst Kurulumuzun 01.07.2020 tarihindeki toplantısında ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, idari tedbir olarak Halk TV’nin yayınlarının beş (5) gün durdurulmasına karar verilmiştir.

2- 23.03.2020 tarihinde Tele 1’de yayınlanan,

“Gün Başlıyor” programında sunucu Can Ataklı’nın koronavirüs nedeniyle geçilen uzaktan eğitim kapsamındaki derslerin birinde başörtülü bir öğretmenin yer almasının çok yanlış ve facia olduğu şeklinde yorumlar yaptığı izleme uzmanlarının raporlarına yansımıştır.

Ayrımcı ve Hoşgörüsüz Söylemler

Üst Kurul söz konusu programda, başörtülü insanların dini tercihleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılarak, karşılıklı hoşgörü üslubunu zedeleyebilecek nitelikte, kin ve nefret temelinde kışkırtıcı, ayrıştırıcı ve hedef gösteren nitelikte yayın yapıldığını belirlemiştir.

6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan; “Irk dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.” hükmünü ihlal eden yayını değerlendiren Üst Kurul, %5 oranında idari para cezası uygulanmasına ve idari tedbir olarak program yayınının beş (5) kez durdurulmasına karar verilmesini takdir etmiştir.

Tele 1 logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa, 6112 sayılı Kanun’un 32’nci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca işlem tesis edileceği hususu yapılan tebligatta bildirilmiş ve yayınlarda daha hassas davranmaları talep edilmiştir.

Söz konusu bildirime rağmen Tele 1 “Ana Haber Bülteni”nde program konuğu Cemil Kılıç, şu ifadeleri kullanmıştır: “Türkiye’de teokratik bir rejim kurulmaya çalışılıyor, Diyanetin yaptığı bütün açıklamalar bu anlayışı destekliyor. Türkiye’de kurulmak istenen teokratik halife sultan rejimi Diyanet tarafından takviye edilmeye çalışılıyor. …Belki aynı şekilde Cumhurbaşkanı’nın inanç dünyasını da İslam’ın içerisinde görmüyorum.”

24.05.2020 tarihinde ise, “Karanlıktan Aydınlığa” isimli programa katılan aynı konuk bu yayında da ayrımcı bir üslup kullanmaya devam etmiş, toplumda kin ve düşmanlığa sebebiyet verebilecek türden ifadeler kullanmıştır.

Cemil Kılıç’ın Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmasıyla ilgili olarak “Şimdi ilginç olan burada Allah yazısının altında Cumhurbaşkanı’nın resminin yansıtılmış olması. Bakın hepsi ellerini bağlamış sanki namaza duracaklarmış gibi ve hepsi Sayın Cumhurbaşkanı’na doğru dönmüşler.” sözlerini kullanmıştır.

Nefret Söylemi İçeren Yorumlar

Söz konusu programlarda ifade özgürlüğü hakkı kullanılırken uyulması gereken kurallardan ve sorumluluktan uzak şekilde, ayrıştırıcı bir dille, toplumun dini duygularını örseleyecek kelimelerin seçildiği, yürüttükleri hizmetler nedeniyle kurumların zan altında bırakıldığı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik toplumda kin ve nefret duygularına sebebiyet verebilecek nitelikte çok ciddi suçlamalarda bulunulduğu görülmüştür. Program sunucuları da herhangi bir müdahalede bulunmayıp aksine söylenenleri onaylayan bir üslup ve tavır takınmıştır.

Yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan; “Irk dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.”  Hükmünün tekraren ihlal edildiği tespit edilmiştir.

Üst Kurul Tele 1 logolu medya hizmet sağlayıcının yayınlarının beş (5) gün durdurulmasına karar vermiştir. Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla arz ederiz. (www.rtuk.gov.tr/haberler)”

Bütünlüğünden koparılmış sözler içinden cımbızlanmış cümlelerle verilen yayın durdurma kararının gerekçesi hukuki değil, siyasidir. Bu cımbızlama yöntemi bir yanda diğer yanda RTÜK web sayfasında dört ayrı kararından biri olan AİHM’sinin (Başvuru no:15890/89, 23.09.1994) Jersıld/Danimarka kararına göre; televizyon gazetecisinin ırkçı görüşlere sahip yeşil ceketliler adlı gençlerle yaptığı röportajda gençlerin siyahlar ve yabancı işçiler için küfürlü ve aşağılayıcı sözlerini ciddi bir televizyon haberleri programında yayınlaması nedeniyle verilen para cezasını ifade özgürlüğüne aykırı bularak AİHS madde 10 ihlali kabul etmiştir. Yine aynı web sayfasında yer alan bir başka AİHM kararında ise; siyasal liderin eski Nazileri koruduğuna dair eleştirileri içeren yazılarda ‘adi oportunism’, ‘ahlakdışılık’ ve ‘şerefsizlik’ tabirlerinin kullanılması nedeniyle hakaretten açılan şahsi ceza davasında para cezasına mahkûmiyet kararı ve dergilerin müsaderesini ifade özgürlüğünün ihlali kabul etmiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82 Başvuru No. 08.07.1986).

AİHM’si kararlarını uygulamayan bir ülkeyiz. İfade özgürlüğünün korunması veya alınan “idari kararların” hak ihlali olduğuna dair AİHM kararları, hukuk ve kanunlar işe yaramıyor. Tekrar tekrar ifade özgürlüğü hakkını anlatmak hiç işe yaramıyor. Hatta bir kamu kurumunun sözleri din ve vicdan özgürlüğü hakkı olarak kabul edilirken; bu hakkı kullananlara karşı insanların veya kurumların görüşlerini ifade etmesi ifade özgürlüğü hakkıdır denilse bile, kabul edilmiyor.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri TBMM Genel Kurulunca seçilirler. Bu nedenle “parlamentoya yansıyan toplumsal eğilimlerin” bu yolla Üst Kurulda temsil edildiği ve “halkın seçtiği milletvekillerinin oylarıyla belirlenen Üst Kurul üyelerinin, halkın genel beklenti ve talepleri doğrultusunda kararlar alması RTÜK’ün saygınlığını ve gücünü artırmaktadır” görüşüne inanmamızı beklemektedirler.

Farklılıklara ve aykırı görüşler korunduğu sürece demokrasi ve çoğulculuk vardır. O zaman gerçek demokrasiden söz edilebilir ve çoğulculuktur. Aksi takdirde çoğunluğun baskısı vardır, keyfilik demektir ve demokrasi yoktur.

Bazen bağımsız idari otorite adı altında kurulan kamu kurumu niteliğindeki tüzel kişilikleri olan “idari kurullar” tarafsızlıklarını koruyormuş gibi yapılır ve yönetimin kilometre taşları sessiz ve derinden gelir, demokrasi adına değişiklikler yapılır. Televizyonlarda ekran karartmaların demokrasiye aykırı olduğu ileri sürülerek kanun değiştirilir, kanunlar yapılır. Sonra aynı yöntemi uygulamak suretiyle ortaya çıkan hukuksuzluk savunulur ve herşeyin kanuna uygun olduğu ileri sürülür. İş işten geçmiştir ve artık her şey kanunidir ve hatta hukuka uygundur, temel hak ve özgürlüklere aykırı olsa bile.

Sansür bile kanuna uygundur, Anayasada yasak dahi olsa.

Sadece yargı alanında “Yargı Reformu Stratejisi” hazırlanmaz.

RTÜK 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan yeni hükümet sistemine geçildiği için, “Cumhurbaşkanlığı Makamının talimatlarıyla tüm kamu kurum ve kuruluşlarından 2019-2023 yıllarını kapsayan yeni stratejik planlarını kısa bir süre içerisinde hazırlamaları istenmiş” ve RTÜK’de 2019-2023 Stratejik Planı hazırlamıştır.

Zaten kanun değişiklikleri de OHAL döneminde atılan adımlarla hazırlanmıştı.

Örneğin 6112 sayılı Kanunda “Olağanüstü dönemlerde yayınlar” hakkındaki düzenlemeye göre savaşlar, terör amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğü esas olup, yayın hizmetleri önceden denetlenemez ve yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamaz. Ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu düzeninin ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Cumhurbaşkanı veya görevlendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan geçici yayın yasağı getirebilir (Madde 7). Kanunun 7. maddesine 680 sayılı KHK ile 2.1.2017 tarihinde getirilmiş olan bir düzenlemeye göre; “Bu madde ile 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu uyarınca getirilen yayın yasak ve kısıtlamalarına aykırı olarak yayın yapılması hâlinde, Üst Kurul tarafından medya hizmet sağlayıcı kuruluşun programlarının yayını bir gün durdurulur ve bu halde 32’nci maddenin dördüncü fıkrası uygulanır. Bir yıl içinde; aykırılığın tekrarı halinde medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınlarının beş güne kadar, ikinci kez tekrar edilmesi halinde onbeş güne kadar durdurulmasına, üçüncü kez tekrar edilmesi halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.”

KHK düzenlemesi 1.2.2018 kabul tarihli 7072 sayılı kanunla, kanunlaşmıştır. Bir yandan Basın Kanunu ile köprü kurulmuş ve diğer yandan bu maddeyle yayın lisansı iptalinde bir adım daha atılmıştır.

İkinci örnek; az yukarıda ifade edildiği gibi Halk TV ve Tele 1 için getirilen idari yaptırımlar Kanunun 8 maddesinin “a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olamaz. b) Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.” düzenlemesiyle ilgilidir.

Kanunun “İdarî yaptırımlar” başlıklı 32. maddesinin (5) fıkrasında yayın ihlalleri hakkındaki müeyyideler yer almaktadır. Bu yaptırımlar “Yayın Hizmeti İlkeleri” hakkındaki 8. Madde ile ilgilidir. Eğer 8 inci maddenin (a), (b) ve (d) bentlerindeki ilkelere aykırı yayın yapılmasını müteakip verilecek yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının on güne kadar durdurulmasına; ikinci tekrarı halinde ise, yayın lisansının iptaline karar verilir.

Bu düzenleme 17.04.2017 tarihinde 690 sayılı KHK ile getirilmiştir ve 1.2.2018 kabul tarihli 7077 sayılı kanunla aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Atılan adımlarla OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar kanunlaşmış olduğundan Radyo ve Televizyon kuruluşlarına getirilen “yayın durdurma/ekran karartmalar” ve “yayın lisansı” iptalleri çoğaltılmıştır.

RTÜK Üyesi İlhan Taşçı yaptığı açıklamada; “Bu doğrudan doğruya iktidarı sorgulayan, eleştiren yeri geldiğinde yanlışı haberleştiren hakikatin izini sürüp, izleyicilerine masa başında oluşturulan algıları değil, ülkede ve dünyada yaşanan gerçekleri aktarmaya çalışan televizyonların sansürlenmesi, susturulması, karartılmasıdır. RTÜK’ün aldığı bu kararla birlikte demokrasinin olmazsa olmazı basın özgürlüğünün “bel kemiği” kırılmıştır.”

İlhan Taşçı; haklı olarak bu kararı “kara bir leke” olarak görüyor. Taşçı’ya göre; “Ağır ceza kadar vahim olan diğer bir nokta ise” bir yıl içinde kanunen aynı yayın ihlallerinin tekrarı halinde RTÜK bu kez yayın lisanslarının iptaline karar verebileceğini hatırlatıyor.

İzlediğiniz televizyonları kapatmak için kapıyı ardına kadar açtılar! Sırada sosyal medya var.

Dayanışmanın ve sahip çıkmanın başka bir zamanı olmayabilir…

Türkiye’de iletişim özgürlüğünün  yok edilmesi amacıyla adım adım yürütülen sansür stratejisinin seslerini duymamış olabilirsiniz ama duyulmamış olsa bile; simsiyah karartılmış televizyon ekranları gördüğümüzde tehlikenin farkında olmadığımızı söyleyemeyecek kadar körleşmemiş olmanın umuduyla…

6 Temmuz 2020

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN