Post image
70’lik Stajyer… De Niro Efsanesi…

robert de niro

MEZİN DEDEYİ
mezin.dedeyi@aksam.com.tr

Robert De Niro, insanlar yanına gelip onu bir efsane olarak tanımladığında, “Sanırım buna verilecek cevabım yok. Yani onur duydum, ama gerçekten bilmiyorum” diyecek kadar da mütevazı.

“Beni kariyerimde başarılı yapan her şeye sahip olduğum için şanslıyım sanırım” diyor De Niro, ama Taksi Sürücüsü filmine hazırlanmak için bir ay boyunca günde 12 saat taksi şöförlüğü yaptığını söylersek başarısının şanstan öte bir azim hikâyesi olduğu aşikâr. Robert De Niro’yu, bu kez ‘Stajyer’ filminde izleyeceğiz. 70 yaşında bir stajyer, görmeye alışkın olduğumuz bir şey değil. Filmin konusu oldukça iddialı. Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarından birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker ile yanında çalıştığı Ostin arasında zamanla iş ilişkisi sağlam bir dostluğa dönüşür. Yönetmen koltuğunda Nancy Meyers‘ın oturduğu komedide Ben Whittaker’a hayat veren Robert De Niro ile son filmi üzerine de konuşma fırsatımız oldu.

Bu film, Nancy Meyers’la ilk çalışmanız değil mi?

Evet. İlk çalışmamızdı ve çok keyif aldım. Bana filminde oynamamı teklif ettiğinde açıkçası gururlandım. İstedikleri konusunda net bir kadın. Açıkçası bu da benim hoşuma giden bir özellik.

Ben Whittaker karakterini okuduğunuzda aklınızda birisi canlandı mı yoksa onu Nancy Meyers’la beraber mi kurdunuz?

Aslında şöyle böyle kafanızda nasıl bir kişi olduğu oturuyor. Kimi yazarlar çok belirgin karakterler çizerler ve size, üzerine bir şey ekleme fırsatını vermezler. Tabii ki oyuncu ile şekillenen bazı doğaçlamalara izin vardır ama açıkçası burada filmin ritmini, dokusunu, zamanlamasını ve esprisini bozmak istemezsiniz.

Erkeklerin işe üç parçalı takımlar giyerek gittiği dönemi hatırlıyor musunuz?

Bazen evet. Yani açıkçası bazen bazı restoranlara bile giderken bir ceket, bir takım ve kravat takmak zorundasınız. Biraz eski oda ama hoşuma gidiyor. Sanırım o dönemler de ufak ufak geri geliyor. Şık ve seçkin…

Bu yeni teknoloji çağında kendine bir yer edinmeye çalışan bir adamı oynamak nasıl bir his?

Çok ilginçti diyebilirim. Teknolojiye baktığımda hala anlayamadığım bir sürü gelişme var. İnsanları tüm gün ekran başında görüyorum ve ne yaptıklarına dair en ufak bir fikrim dahi yok. Yani kesin bir şeyler yapıyorlar, hayatları sosyal medyada, hepsinin farkındayım ama o hayattan kaçınıyorum diyebilirim.

Sosyal medya hesaplarınız yok o zaman?

Sosyal medyayı yalnızca hayatımı biraz daha karmaşıklaştıracak bir şey olarak görüyorum…

maxresdefault

ANNE, ÇOK PROFESYONEL

Anne Hathaway de bu filmde Jules karakteriyle size eşlik ediyor. Onunla çalışmak nasıldı?

Anne, çok sıkı çalışan ve disiplinli bir oyuncu. Çok profesyonel. Onunla çalışmak bir zevkti. Çok sıkı çalışıyorsanız, yönetmenin istediği şekilde sahnelere çalışmaktan başka hiçbir şeye vaktiniz olmuyor açıkçası.

Karakteriniz Ben’in, Jules’un hayatına, biraz sükûnet kattığını söyleyebilir misiniz?

Ben yaşlı. Jules, onun yaşıyla gelen bilgisinin farkında. Yaşın ilerledikçe bazı şeyleri daha iyi biliyorsun. Ne yaparsan yap bazı sebeplerin aynı sonuçlar getirdiğini biliyorsun o yüzden acele etmiyorsun.

Ben, modern kadın hakkında çok farklı düşüncelere sahip. Bir kadının hem başarılı hem de iyi bir aile sahibi olabileceğine inanıyor musunuz?

Kişisel deneyimlerime dayanarak kesinlikle buna evet diyebilirim. Beraber çalıştığım pek çok oyuncu, yönetmen, çalışan kadın hem iş hem de aile hayatında başarıyı yakalayabilmiş kişiler. Benim de sonuna kadar desteklediğim bir şey. Ben’in, Jules’a bir şeyi bildiğini, ama söyleyemeyeceğini açıklamaya çalıştığı çok güzel bir sahne var.

Sonunda “Ben hislerin adamıyım” dediği… Ben bu konuda eski kafa bir centilmen mi?

Yani… Çok geleneksel bir adam ama o şekilde hissetmek için geleneksel biri olmanıza gerek yok. Onunla çok yakınlaşıyor, kocasıyla durumunu görüyor vesaire. Nancy (yönetmen) bu konuda çok netti ve tüm bu sahnelerin onun istediği şekilde olması gerekiyordu.

Bu filmde bir takım genç komedyenlerle de çalıştınız. İnsanların bir araya gelmesinin yeteneklerini geliştirdiğine inanıyor musunuz?

Harikalardı. Yeni şeylerle karşıma çıkan insanları hep sevmişimdir. Ama eğer Nancy’nin yazdığı gibi oynamıyorsan espri havaya gidiyor. Zamana uymuyor, ritmi kaçırıyor. Yani kendini geliştirmek için iyi bir ortam, ama asla başıboş kalamıyorsun. Zira herkes birbirine zincirleme bağlı.

Canlandırdığınız karakter sevimli, hoş, çekici… Sizden bir şeyler var.

Açıkçası oynaması kolay bir rol değildi. Çok eğlenceliydi ama zordu. Kendinden bir şeyler katabildiğin roller vardır. Kendimde gördüğüm bazı şeyleri karakterime katabiliyorum. Bu da biraz öyleydi. Ama bir devam filmi yapmaya karar verirlerse içimdeki kavgacı adam da ortaya çıkabilir.

robert-de-niro-the-godfather_110383-1280x800

“Küçük rol yoktur, küçük aktör vardır!”

Çocukluk yıllarını genellikle tek başına ve kitaplarının arasında geçiren De Niro’nun oyunculuğa dönüşü on altı yaşında gerçekleşti ve Çehov’un “Ayı”sıyla ilk defa para kazanmış oldu. 1973’te De Niro ve yönetmen Martin Scorsese birlikte filmler çevirmek üzere adım attılar. 1976’da Taxi Driver ve 1977’de New York, New York’ta birlikte çalışan De Niro ve Scorsese uzun yıllar ayrılmaz ikili olarak kabul edildiler. Büyük küçük fark etmeden pek çok rolü kabul eden De Niro, bu konuda onu kıyasıya eleştirenleri çok güzel yanıtlıyor: “Küçük rol yoktur, küçük aktör vardır!”

5465eab072dcebfc1fc19b75

“Benimle mi konuşuyorsun?”

Sinema tarihinin en unutulmaz anti kahramanlarından birisi olan Travis Bickle karakteri, başka bir oyuncu tarafından canlandırılsa kuşkusuz aynı etkiyi yaratmazdı. De Niro’nun, Scorsese’nin ısrarı üzerine doğaçlama sonucu filme kattığı “Benimle mi konuşuyorsun?” repliğiyse çabucak unutulmazlar arasına girdi. Çoğu meslektaşının kolaya kaçarak abartılı yorumlayacağı bu karakterin değişimini adım adım filme taşıyan De Niro, metot oyunculuğunun kusursuz örneklerinden birisini sergiledi ve kendi kuşağının en iyi aktörleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı. Oyuncunun çekimlere başlamadan bir süre önce New York’ta taksi şoförü belgesi için başvurup belgeyi aldığını da söylemeden edemeyeceğim. Taksi Sürücüsü filmi, De Niro’yu ilginç bir olayın ortasına da sürüklemiş. 1981’de, Başkan Reagan’a suikast düzenlemeye çalışan bir kişinin, De Niro’nun karakterinden etkilendiği ortaya çıkınca kamuoyunda büyük tartışmalar çıkmış. “Bir film, insanı cinayete iter mi?” tartışması De Niro’yu oldukça rahatsız etmiş. Konunun açılması bile onu fazlasıyla üzer hale gelmiş.

Her rol bir hayat…

“Oyunculuğun en güzel yanı başkalarının hayatlarını, bedelini ödemek zorunda olmadan yaşayabilmek. Kusursuz insanlar olduklarını söyleyen aktörlerden her zaman çekindim. Çünkü ben kusursuz bir yaşantıya sahip değilim, kimsenin de olduğunu zannetmiyorum. Oyunculuğumu mu, yoksa kişiliğimi mi satacaktım? Asıl mesele buydu.”

robert_de_niro_3Genç “Baba” ve Oscar – Baba serisinin ikinci filminde canlandırdığı genç Vito Corleone rolü, Marlon Brando’nun karakterini de bir adım öteye taşıdı. Sicilyalı gibi giyindi, konuştu, yaşadı ve ortaya yepyeni bir karakter çıkardı. Bu rolü ona bir Oscar kazandırdı.

Köklerinin peşinde…

Gençlik yıllarında De Niro köklerini keşfetmek için uzun bir yolculuğa çıkmış. “İrlanda’dan İtalya’ya otostopla, kökenlerimi bulmaya gittim.” Roma ve Napoli arasında bir De Niro ailesi keşfetmiş. Hemen ardından ise Fransa’da yaşayan babasının yanına giderek macerasını anlatmış. Ailesine çok düşkün olan Robert De Niro zamanının çoğunu aile büyükleri, yeğenleri, kardeşleri ve çocuklarıyla geçirmeyi seviyor. 1976 yılında Dianne Abbott ile evlenen aktörün bu birliktelikten bir oğlu bulunuyor.

(Akşam Pazar, 13.09.2015)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN